AVRASYACILIK STRATEJİSİNDE İRAN’IN KONUMU

Önsöz

Son zamanlarda sıkça dile getirilen ve uluslararası bir proje olarak sunulan Rusya merkezli “Avrasyacılık” projesi, Türk Cumhuriyetleri yanında Rusya Federasyonu’na bağlı olan Özerk Cumhuriyet ve Bölgelerde yaşayan Türk ve Müslüman toplumları yakından ilgilendirmektedir. Bu makalede Avrasyacılık, projenin mimarlarının eserlerinden ve tarihi kaynaklardan yararlanılarak objektif kriterlere uygun bir biçimde ortaya konulmuştur. Avrasyacılık’ın oluşum süreci ve dayandığı temeller değerlendirilmiştir. Bu sayede sıkça dile getirilen mezkur projenin yakından tanınması amaçlanmıştır. Sonuç kısmında yazar kendi değerlendirmesini ortaya koymuştur.

AVRASYACILIK STRATEJİSİNDE İRAN’IN KONUMU

Vali Khaitov (Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Doktora Öğrencisi)

Özet

Avrasyacılık stratejisini savunanlar şu argümanları ileri sürmektedir: Avrasyacılık bir proje olarak en uzlaşılmaz sanılan grupları bir araya getirebilecek potansiyele sahiptir ve bu yönden önem arz etmektedir. Denizci devletler ile karasal güce sahip olan devletler arasında var olagelen zıtlık çerçevesinde Avrupa ve Asya devletlerinin Atlantikçilere karşı mücadele edebilecek Jeopolitik stratejilere sahip oldukları söylenebilir. Avrasya ülkelerinin bölgesel ve ulus devletleri aşan güçlü bir sisteme sahip olmaları için “şehir devletçikler”den çıkıp birlikte bir kıtasal imparatorluk rolünü üstlenmeleri gerektiği iddia edilmektedir. Aksi takdirde ulus devletlerinin tek dünyacılığa karşı gerçek bağımsızlığından söz etmenin imkânsız olacağı; jeopolitik ve sosyal zıtlık labirenti içinde sürüklenecekleri söylenmektedir. Bunun için çok kutuplu ve güçlü bir imparatorluk etrafında dini, kültürel, hukuki, ekonomik ve askeri özerkliğe sahip eyaletler oluşturulmasının daha sağlıklı olacağı ileri sürülmektedir. İmparatorluğun batısı Almanya, doğusu Japonya ve güneyi İran bileşeniyle çevrelenmesi stratejik önem arz etmektedir. “Orta Asya İmparatorluğu”na İran’ın uygun bir bileşen olduğu ve bölgedeki birçok sorunun böylece çözüleceği öngörülmektedir. İran, başta Atlantik ittifakının düşmanı olması ve karasal İmparatorluk için sıcak denizlere açılan yolun garanti altına alınması sebebiyle planda önemli bir unsur olmuştur. İran’ın İslami kimliği dikkate alınarak bunun geleneksel İslam’la (tasavvuf) bağdaşacağı Müslüman Ülkelere liderlik edebileceği öngörülmektedir. Yakın Çevre olarak bilinen çoğunlukla Türk ve Sünnî kimliğe sahip halkların kontrol altında tutulması Ari ve Şiî kimliğe sahip bir devletin eliyle sağlanacağı düşünülmüştür. Pan-Arabizmin, Pantürkizm’e kıyasen pasif durumda olduğu da dikkate alınarak Türkçülük bir problem olarak ele alınmaktadır. Başka bir tehdidin Vahhabi köktenciliği olduğu ve buna karşı mücadelede İran köktenciliğinin çıkartılabileceği dikkate alınmıştır. Bunun için İran’a her türlü destek sağlanacağı açıkça dile getirilmektedir. Ancak İran’ın bu liderliği Türkiye’siz üstlenebileceği söylenemez. Avrupa’yı Asya’yla bağlayan stratejik konumu, coğrafik açıdan olduğu kadar jeopolitik açıdan hayati öneme sahip olduğu Türkiye’nin yeterli potansiyelde olduğunu göstermektedir. Ayrıca geçmişteki İslam Ülkeleri liderliği ve günümüzdeki Medeniyetler arası Politikası dikkate alındığında vazgeçilemezliği anlaşılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Avrasyacılık, Jeopolitik, Jeostreteji, İran, Orta Doğu, Orta Asya

 

THE LOCATION OF IRAN IN THE EUROASİAN STRATEGY

Summary

Those who defend the Eurasian strategy put forward the following arguments: As a project, Eurasia has the potential to bring together the most irreconcilable groups, and it is important in this respect. It can be said that within the framework of the contrast that exists between maritime states and states with terrestrial power, European and Asian states have geopolitical strategies that can fight against Atlanticists. It is claimed that in order for Eurasian countries to have a strong system that transcends regional and nation states, they should emerge from “city states” and assume the role of a continental empire together. Otherwise, it would be impossible to talk about the true independence of the nation states against one worldism; They are said to be dragged into the labyrinth of geopolitical and social contrast. For this, it is claimed that it would be healthier to establish provinces with religious, cultural, legal, economic and military autonomy around a multi-polar and strong empire. It is strategically important that the empire is surrounded by Germany in the west, Japan in the east and Iran in the south. It is predicted that Iran is a suitable component for the “Central Asian Empire” and many problems in the region will be solved in this way. Iran has been an important element in the plan, especially because it is an enemy of the Atlantic alliance and the road to the warm seas is guaranteed for the territorial Empire. Considering the Islamic identity of Iran, it is predicted that it can lead Muslim countries where it will be compatible with traditional Islam (Sufism). It was thought that keeping peoples with mostly Turkish and Sunni identity, known as the Near Environment, under the control of a state with an Aryan and Shiite identity. Considering that Pan-Arabism is passive compared to Pan-Turkism, Turkism is considered as a problem. It has been noted that another threat is Wahhabi fundamentalism and that Iranian fundamentalism can be removed in the fight against it. It is clearly stated that all kinds of support will be provided to Iran for this. However, Iran’s leadership is said to be undertaken without Turkey. The strategic location linking Europe with Asia, as well as its geographical location has geopolitically vital indicate that Turkey’s potential is sufficient. In addition, when the leadership of the Islamic Countries in the past and the current inter-civilization policy are taken into consideration, its indispensability is understood.

Keywords: Eurasianism, Geopolitics, Geostrategy, Iran, Middle East, Central Asia

 

Giriş

Dünya düzeni globalleşmişken uluslararası örgütlenme çok daha fazla önem arz etmektedir. Günümüzde uluslararası münasebetlerin ötesinde kıtalar arası düzeni inceleyen Avrasyacılık bir proje olarak daha fazla dile getirilmektedir. Avrasyacılığın Atlantikçiliğe karşı rekabeti ve tezadı eskiden olduğu kadar bundan sonrada devam edecekken her iki stratejinin kutuplaşmaya doğru gideceğini görebiliyoruz. Dünya barışçıl bir düzene ihtiyaç duymaya devam ederken Avrasyacı ve Atlantikçi stratejilerin yeterli potansiyelde olmadığını da söyleyebiliriz.  Avrasyacı politikanın aslında Büyük (Deli) Petro döneminde ortaya çıktığı ve denizci devletlerin güçlenmesinin ardından çıkan kriz dönemlerinde tekrar geliştirildiği bilinmektedir. Soğuk savaş sonrası oluşan tek kutuplu dünya sonucu Atlantikçilerin yayılmacılığına karşı Avrasyacı düşünürler tarafından tekrar gündeme gelen ve Batı’nın kapitalist, sömürgeci, laik, ferdiyetçi yönlerinin eksikliğini gözler önüne seren en etkin stratejik proje olarak ortaya sürülmektedir. Avrasyacılık, teritoryal, kültürel, medeni, sosyo-ekonomik açılardan doğal misyona sahip iken, yayılmacı Atlantikçiliğe karşı bir stratejik enstrüman olarak kullanışlı görülmüştür. Jeopolitik açıdan tarihsel olması yanında Avrasyacı müttefiklerin birleşmesini sağlayabilecek potansiyele sahip ve güçlü bir gelecek vadeden bir proje olduğu iddia edilmektedir. Tek seçenekli dış politika yerine dikkatlerin Avrupa ve Asya kıtasında yer alan çeşitli stratejik bölgelere yönelmesini ileri süren çok seçenekli bir dış politika savunulmaktadır. Buna göre Rusya jeostratejik ve jeopolitik anlamda kendi başına bir mihver, etno-kültürel açıdan da kendine özgü bir medeniyet olarak görülmüş ve kurulacak imparatorluğun merkezi sayılmıştır. Kurulması beklenen imparatorluğun Kuzey sınırı buzullarla çevrelenmişken Doğu sınırların kontrolü Moskova-Japonya bileşeniyle sağlanmış, Batı ekseni Orta Avrupa’daki Almanya ve Güney ekseni ise Orta Asya’daki İran merkezli ittifaktan oluşacağı belirlenmiştir. Burada İran köktenciliği, Avrasya lehine güneyden gelecek tehditlere karşı en güçlü rakip ve Atlantikçiliğe karşı güvenilir müttefik olarak planlanmıştır. Rusya için hayati önemdeki stratejik ve etnik çıkarların İran’a bağlı olduğu görülmektedir zira Avrasya Projesinin güney kutbuna jeopolitik potansiyeli sebebiyle İran uygun görülmüştür. Ancak Orta Asya’dan Afrika’ya kadar uzanan ve çoğunlukla Sünni olup Âri ırka mensup olmayan büyük coğrafyayı İran’ın istikrarlı bir şekilde yönetip yönetemeyeceği tartışmalıdır. Avrasyacılığın burada avantajları ve dezavantajları neler olabilir? Biz bu çalışmamızda güncel meselelerden ziyade Avrasyacılığın İran bileşeninin gelişim sürecini ve bu ittifakın jeopolitik ve jeostratejik münasebetlerini ele almaya çalıştık.

1.1 Avrasyacılık Anlayışı

Aslında Rusya’nın Avrasyacı politikası XVII. yüzyılın sonlarında çarlığın başına geçen Büyük Petro dönemine dayandığını söyleyenebilir.[1]  Rus İmparatorluğunun Slav ve Rus olmayan toplulukları da kapsaması gerektiği savunulmakta olup Moskova’nın Batı ile Doğuyu bir araya getirme stratejisi ve Avrupa ile Asya’yı birleştiren Avrasyacı bir politikanın oluşturulması amaçlanmıştı.

Avrasyacılık terimi ilk defa Alman coğrafyacı Aleksander Gumbeldt (1769-1859) tarafından kullanılmıştır. Rusyada bu terimi ilk defa kullanan kişi Vladimir Ivanovich Lamansky (1833-1914) olmuştur. Sonradan birçok Rus düşünür bu görüşü benimseyerek kendine özgü bir literatür oluşturulmuştur.[2] Avrasyacılığın Atlantikçilik karşıtı ve kriz dönemlerini atlatmak amacıyla ortaya atılan fikirsel bir anlayış olduğu bilinmektedir.[3] Yeni Avrasyacılığın ortaya çıkış nedenlerine baktığımızda “Yokluk tehlikesine çare arayan bir Rus entelijansiyesi”ni görmekteyiz.[4] Avrupa devletlerinin ABD’den uzak durmaları için geliştirilen Monroe Doktrinine çok benzer bir fikir olup bunun bir nevi Rus versiyonu olduğunu söyleyebiliriz.[5]

Özellikle SSCB’nin çöküşünün ardından yeniden güncellenmeye başlanan bu fikir siyasi ve iktisadi anlamda biçim değiştirmiştir. Bu strateji Putin sonrası daha belirgin hale gelmeye başlayarak Yeni Avrasyacılık olarak dünya gündemine oturmaktadır.[6] Bunun stratejik önem taşıdığı kadar pragmatist bir yaklaşım olduğunu görmekteyiz. Günümüzde  Atlantikçilere karşı Yeni Avrasyacılar geliştirdikleri stratejilerde jeopolitiğin önemine ilgi artmaktadır. Avrasyacılığı, Klasik ve Neo Avrasyacılık olarak iki gruba ayırabiliriz.

1.2 Klasik ve Neo-Avrasyacılık

Ondokuzuncu yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın ortalarına kadar süren klasik Avrasyacılar Rusya’nın kara medeniyeti temsilcisi olduğunu ileri sürmekteydiler. Rusya’nın bu projede öne çıkması coğrafyanın doğal bir dayatması olarak ortaya konulmaktadır. SSCB döneminde pasifleşen bu akımın literatürü neredeyse silinmiş ancak 1980’ler sonrası zaman zaman gündeme gelmiştir. Çöküşü sonrası Yeni Avrasyacılık adıyla tezahür etmiştir.

1998’lerde DUMA Başkanı Selezniyov’un danışmanlığını yapan Aleksandr Dugin’in Yeni Avrasyacılık düşüncesi ülkede oldukça fazla destek görmüştür. 2000’li yıllar sonrası Rusya’nın güçlenmesinde Neo-Avrasyacılık anlayışı büyük ölçüde Dugin’e atfedilmektedir. Günümüzde Putin’in danışmanlığını yapmakta olan Dugin bir fikir akımı olarak ortaya çıkan Neo-Avrasyacılığı, Mackinder’in “Kara ve Deniz” güçleri arasındaki mücadeleye dayanmakta olduğunu belirtmektedir.[7]

1.3 Stratejik Bir Proje Olarak Avrasyacılık

Dünyamızda 194 ülkenin varlığı bilinmekte olup 44’u Asya ve 47’si Avrupa’da, yani neredeyse yarısı bu iki kıtada yer almaktadır.[8] Avrasya, Avrupa ve Asya kıtalarının tümünü kapsayan 53 milyon kilometrekarelik coğrafi alana verilen isimdir. Yeryüzündeki insan nüfusunun yaklaşık %60’lık kısmı bu coğrafyada yaşarken Kafkas dağlarından Çin’e uzanan, Orta Asya, Kazakistan, Belarus, Moldova, Ukrayna, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı sınırlarına dâhil eden Rusya merkezli büyük bir alanı kapsayan bölgenin ismidir.[9]

Jeopolitiğin geliştirdiği temel ilkelere göre tarihten günümüze kadar olan süreçte deniz ve kara medeniyetlerinin ezelden beri bir mücadele içinde olduğu görülmektedir. Jeopolitik eğilimlerin objektif faktörlere sahip olması nedeniyle iradi yollarla lağvedilmeyeceği düşünülmektedir. Bu kıtasal dürtüler de tek taraflı feshedilemez. Dolaysıyla karasal bir bloğun doğal olarak kendiliğinden oluşması kaçınılmazdır.[10] Jeopolitik açıdan yerel koşullara dayalı halde oluşan devletlerin, yapay sınırlarla oluşan birçok ulus devletin yapısından daha sağlam olacağı düşünülmüştür.

Avrasyacı düşünürlerce; bölge halklarının ortak düşmanı olduğu yayılmacı Atlantikçilere bağımlı kalmamaları, onların çıkarlarına hizmet etmemeleri ve bu oyunu kuranların baskısından bir an önce kurtulmaları gerektiği belirtilmektedir. [11]Avrasyacı düşünürler küreselleşme adına yapılan ABD temelli Atlantikçi projelerin yararından zararı çok olduğunu, Avrasya halklarını kendi medeniyetlerinden koparacağı ifade edilmektedir.

Doğal olarak ayrışan iki blokun arasındaki çatışma kaçınılmaz iken Avrasyacılar karasal gücün stratejik önem taşıdığına dikkat çekmek istemektedirler. Avrupa ve Asya kıtalarındaki ülkelerin bölgesel ve ulus devletleri aşan sisteme sahip olmaları gerektiği ve şehir devletçiklerden çıkıp birlikte bir kıtasal devlet rolünü üstlenmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Bu düalizm baştan beri mevcut iken ve devam edecek iken değişen şartlarda kıtasal (karasal) bloğun tarafında yer alınması gerektiği ileri sürülmektedir. Aksi takdirde bu devletlerin jeopolitik ve sosyal zıtlık labirenti içine sürükleneceği söylenmektedir.[12] Atlantikçiliğe karşı gerçek bağımsızlıktan söz etmenin imkânsız olacağı düşünülmektedir. Günümüzde bu denizci blok son derecede güçlü durumda olup kıtasal bloğun oluşmasına engel olduğu söylenmektedir. Atlantikçiliğin hümanist, bireyselci, laik, ateist ve liberal karaktere büründüğü için bölgenin yapısına uyumsuzluğu ispatlanmaya çalışılmaktadır. Avrasyacılığın ise dünyada küresel üstünlüğüı iddia eden bir ideolojiye sahip ve çok kutuplu bir organizasyon olarak bölgedeki sorunları çözebileceği ortaya atılmaktadır.[13] Ulusçuluk ve etnik unsurlara karşı Avrasya halklarını tümünü içine alan ve bölgede kök salan Slav, İslam, Çin ve Japon medeniyetlerinin bir arada kaynaştığı ve senteze uğradığı bir imparatorluk vaat edilmektedir.

İhtiyaç duyulan bu projenin önderliğinin, coğrafik olarak Avrasya’nın çekirdeği sayılan Doğu ve Batı medeniyetlerinin köprüsü konumunda yer alan Rusya’ya verilmesi gerektiği öne sürülmektedir. Günümüzde bu potansiyele Rus halkından başkasının pratik olarak sahip olmadığı da vurgulanmaktadır.[14] Rusya’nın kendine özgü kültürel-coğrafi dünyası özel bir bölge olarak görülürken, kıtaya hâkim olmak için gereken bütünlüğü sağlayabileceği düşünülmektedir.

Soğuk savaşın sona ermesiyle Rusya tarafından Avrasyacılık stratejisi savunulmaya başlanmıştır. 1992’de Rusya Federasyonu başkanı Boris Yeltsin’in Dış Politika Danışmanı Stankeviç, “Yeni Rusya’da Atlantikçilik” “Avrasyacılık” kavramlarını kullanarak Avrasyacılık kavramını yeniden siyasi literatüre sokmuştur. Yeni Avrasyacılık versiyonu 2000 yılında iktidara gelen Putin tarafından kabul görülmüş, Avrasya Birliği siyaseti, bir ara devlet başkanlığını yapan Dimitri Medvedev tarafından da desteklenmiştir. Önce Moskova, Belarus, Kazakistan sonradan Ermenistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’ı da içine alacak şekilde (AB tarzı) bir gümrük birliği oluşturulmuştur. Beraber hareket edecek ülkelerden gelen tekliflere açık olunduğu ve yeri geldiğinde değişebilir yönleri bulunduğu için pragmatik bir yapıya sahip olduğunu da söylenebilir. Rusya eskiden demokrasiye ters bir yaklaşım benimsenmişken Putin sonrası gelişerek güçlendiğini ve eski blok yerine Moskova merkezli yeni bir demokratik yapının meydana geldiğini savunan yaklaşım sergilenmektedir. Doğu ekseni için Japonya’nın ortaklığı söz konusuyken Çin’le yakınlaşmayı da görebilmekteyiz.

Avrasyacılığın ABD ve AB rekabetine karşı belirli bir denge kurabildiği ve Atlantikçiliğe bir alternatif oluşturduğu söylenebilir. Çin’in büyümekte olan ekonomisi ve Orta Asya ülkelerine yakınlaşmasının bir tehdit oluşturacağı belirtilmiştir. Bununla beraber Asya-Pasifik’te Çin’i kendine ortak seçmişken, enerji kaynaklar konusunda Çin’e rekabet edebilecek Avrasya Birliği öne sürülmektedir.[15]

1.4 Avrasya Projesinin Özgünlüğü

Atlantikçiliğe karşı Avrasya’daki en etkin üç bölge Rusya merkezli Orta Avrupa ve Pasifik olacağı ifade edilmektedir.

1-Moskova-Berlin (Batı)Ekseni

Orta Avrupa stratejik, kültürel ve kısmen siyasi olarak doğal bir oluşumu temsil etmektedir ve eskiden beri kıtasal bir karaktere sahiptir. Almanya Orta Avrupa’nın jeopolitik başkenti konumunda yer almaktadır. Eski Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun da topraklarının varisidir ve bölgenin konsolide edici gücüdür.[16] Avrupa’nın birleştirilmesinin Moskova-Berlin stratejik ekseninin oluşturulmasında faydalı olacağı düşünülmektedir. Bunun için gerekirse Almanya topraklarına Kaliningrad da katılabileceği kabul edilmektedir[17]

 2-Moskova-Tokyo (Doğu)Ekseni

Bu eksen Doğu Avrasya İmparatorluğu için stratejik önem taşımaktadır. Japonya Anglosakson güçlere karşı durabilecek birinci derecede önemli pasifik ülkesidir. Pasifik okyanusu adaları içerisinde arasında en kuzey noktadadır. Mihver devletlerin “Pan Asya” Projesinin ana ülküsü sayılmaktadır. Güneye doğru yayılmaya coğrafik olarak en elverişli mevkidedir.[18] Pasifik bölgesi eskiden olduğu gibi gelecekte de medeniyetlerin önemli merkezleri olma potansiyeline sahip ve Rusya için ABD’ye karşı ideal bir müttefik alandır. Japonya, stratejik konuma, gelişim dinamiğine ve niteliksel teknoloji üreticisi olma özelliklerine sahip ideal bir partnerdir. Bu birliktelik uğruna Japonlara Kuril adalarının bile iade edilebileceği ileri sürülmektedir.[19]

3-Moskova-Tahran (Güney) Ekseni, Orta Asya İmparatorluğu Pan-Arap Projesi

Günümüzde Rusya’nın Atlantikçiliğe karşı ileri sürdüğü bu stratejisinde kurulacak imparatorluğun güney bileşeni Orta Asya İmparatorluğuna İran uygun görülmektedir.

 

2. AVRASYACILIK STRATEJİSİNDE İRAN’IN KONUMU

İran merkezli oluşacağı düşünülen Orta Asya, dağlarla çevrelenen doğal sınırlara sahip olması sebebiyle Avrasya jeopolitiğinin omurgası sayılmaktadır. Stratejik ve hayati önem taşıyan sıcak denizlere açılan kapı olarak düşünülmektedir. Birinci derecede «savunma» ve müdafaa ikinci derecede faal «taarruz» anlamını taşımaktadır.

2.1 Rus-İran Stratejik Ortaklığını Belirleyen Tarihi Süreç

Orta Asya’nın kültürel geçmişi ve seviyesi çok eski zamanlara dayamaktadır. İslam’ın, İran dâhil Merkezi Asya’ya yayılmasıyla beraber bölgede Sünnîlik benimsenmiş, büyük bir medeniyet inşa edilmiştir. Ancak Orta Asya Hanlıklarında 16. yüzyılın ardından bir gerileme süreci başlanmıştır.[20] Buna paralel olarak Ruslar bölgede güçlenmekteyken parçalanmaya müsait hanlıklar zayıflamaya başlamıştır. Rus Çarlığı Orta Asya’ya karşı ilgi duymaya başlamış[21] ve akabinde üç yüz yıla yakın yoğun bir çabanın ardından tüm Türkistan toprakları Rusya’ya tabi olmuştur.

16.YY. da Orta Asya’da müstakil hanlıkların ortaya çıkmasıyla beraber Şiiliği resmi bir mezhep haline getiren Safevî Devleti kurulmuştur. İran toprakları eskiden çoğunlukla Sünnîlerin yaşadığı yerler olup uzun zaman Türk hanedanlıkları tarafından yönetilmiştir. Safevî yönetimi tarafından alınan sert tedbirler sonrası Şiirleştirilme sonucu bugünkü halini almıştır.[22] Buna karşı Türkistanlılar koyu bir Sünnî itikada sahip olmuş, ulemanın Safevîlere verdiği fetvalar da çok sert olmuştur. Şiiliği benimseyen İranlılar “ehli bidat” sayılarak canları ve malları helal görülmekteydi.[23] Şiî ekolunun radikal bir kolu sayılan On İki İmam mezhebi İran siyasetinin temel eğilimini ve bölgede bitmek bilmeyen mezhepsel çatışmaları da beraberinde getirmiştir. Sonuçta o zamana kadar sürdürülen doğal ilişkiler kopmuş, çatışmalar yüzyıllarca devam etmiştir. Hanlıklar döneminin ardından Sovyetler döneminde de İran ve Orta Asya Cumhuriyetleri arasında güvenli bir ikili ilişki kurulamamıştır.[24] 1510 yılında Şah İsmâil, Şeybânî Han’ı mağlup etmiş, İran sınırları Amuderya’ya kadar ulaşmıştır.[25] 1740 yılında Nadir Şah’ın Özbek hanlıklarının topraklarını tamamını ele geçirmesi de aradaki gerginliğin bariz örneklerindendir.[26]

Ümit Burnu’nu keşfedilmesinden sonra Büyük İpek Yolu sekteye uğramış, ekonomik kriz boy göstermiştir. Kervan çağı döneminin yerini deniz yollarının alması sonucu Çin ve Hindistan’dan Avrupa’ya kadar uzanan Türkistan merkezli ticaret yolu eski cazibesini kaybetmiştir.[27] Geriye kalan bölge ticareti de Safevî Devletinin ortaya çıkmasıyla zayıflamıştır. Bu gerileme sürecinin ekonomik krizinden en çok etkilenenler Türkistanlılar olmuşlardır.[28]

Safevî Devletinin baskısı devam etmekteyken 19.yy’ın son dönemlerinde buna Rusya ve Avrupa’nın baskısı da eklenmiştir. Arada sıkışıp kalan Sünnî kimliğe sahip hanlıklar Rusya ve İran’a karşı Osmanlı Devleti’yle irtibat kurmaya çalışmışlardır. Türkistan hanlıkları aradaki uzun mesafeye rağmen Osmanlıyla her zaman samimi bir ilişki içinde olmuşlardır.[29] Osmanlının Buhara Hanlığıyla beraber hareket etmesi İran Şahlarının gündemindeki sorunların başında gelmekteydi.[30] Bunun yanında kendi aralarındaki çatışmalar sonucunda zayıf duruma düşen Hanlıklar İran’la iyi geçinme peşinde olmuştur ancak güç elde ettiklerinde ise İran’a saldırmaktan vazgeçmemişlerdir.[31]

İran 1979 yılı sonrası radikal bir karar alarak anti Atlantikçi tarafta yer alırken eski Safevî dönemi siyasi-ideolojik yapısını model almıştır. Bölgesel bir güç olma girişimiyle Rusya ile ikili münasebetlerini geliştirmeyi başarmıştır.[32] Safevî Devleti, Şiîliği resmi mezhep haline getirmişken devrim sonrası bunun İslami bir devlet şeklinde tekrar güncellenmesi ve ABD karşıtı tavrı, Rusya’nın İran’la ilişkilerini yakından ilgilendirmiştir. Rusya’nın soğuk savaş sonrası yeni politik tanımlarının, ABD ve Batı tarafından yalnızlaştırılan İran için bir avantaj sağladığı düşünülmektedir. Bu süreç Orta Doğu’da Türkiye’yi kendine bir rakip olarak gören İran’ı Rusya’ya yakınlaştırmıştır. Eskiden beri var olagelen bu rekabet Avrasyacılığın Güney imparatorluğu için çok büyük önem arz etmektedir.

Rusya ve İran’ın ekonomik ve enerji çıkarları bir araya gelmelerini sağlamıştır. Özellikle her iki tarafın Orta Asya ve Orta Doğu’ya olan yoğun ilgileri bunda önemli rol oynamıştır. İki ülkeyi birbirine yaklaştıran başka bir husus ise jeopolitik yönden güvenlik bağlamında olmuştur. Özetle kendi menfaatleri gereği bu iki devletin stratejik ortaklıkları söz konusu olmuştur.

2.2 Güney Eksenine İran’ın Uygun Görülmesi 

Avrasya Projesinin güney kutbuna birkaç uygun aday bulunmakta olup jeopolitik potansiyele sahip İran, Türkiye, Hindistan, Çin gibi ülkeler mevcuttur. Orta Asya’dan Afrika’ya kadar uzanan büyük coğrafyada halkların birlik ve beraberliği korunması için istikrarlı yönetim sistemine sahip olunması zorunlu olarak karşıya çıkmaktadır. Kendi politikasını gelenek, maneviyata bağlı olarak ideal bir şekilde Rusya merkezli önemli bir bileşen oluşturabileceği düşünülmektedir.  Bunun için İslam Dünyasının aslında ideal bir durumda olduğu dikkate alınmaktayken, Avrasyacılığı destekleyen İslami kimliğe sahip bir aday seçilmesi öngörülmektedir. İslam dünyasının son derece dağınık bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekilmekteyken idare edebilecek potansiyele sahip bir bölge aranmaktadır. Aynı anda Avrasyacılık jeopolitiğinin bölgedeki ülkelere elverişli olacağı tahmin edilmektedir.

“Rus Güneyi” denildiğinde Anadolu’dan Kore’ye kadar[33] uzanan ve Rusya’nın güneyinde yer alan “Yakın Çevre” olarak bilinen tüm ülkeleri içine alan coğrafik bölge anlaşılmaktadır.[34] Sırbistan’dan Bulgaristan’a, Moldova’dan Ukrayna’ya, Kafkasya’dan Orta Asya’ya ve Kazakistan’dan Moğolistan’a uzanan topraklara ve Hint Okyanusuna kadar yayılma imkânı düşünülmektedir.[35]  .

Küresel olma potansiyeline sahip olan ideolojiler arasında Pan-Türkçü yayılımın ve Vehhabiliğin, Atlantikçilik yandaşı olduğu gerekçe gösterilerek imparatorluğun yapısına ters olduğu ve bunun için en uygun ülkenin İran olacağı ileri sürülmektedir. Burada İslam’ın başka faal kutbu sayılan “Aydınlanmış İslam” da Atlantikçi yönü olması gerekçesiyle elenmektedir. [36]

Çoğunlukla Sünni halklara sahip ancak dağınık haldeki devletlerin dengelenerek kontrol altında tutulması için Şiî kimliğe sahip İran’a daha yakın durulmaktadır. İleride tehdit oluşturacak bu potansiyellerin nötrlenmesi için İran’ın son derecede etkin bir fonksiyona sahip olduğu düşünülmektedir.[37] Burada Türkiye,  Pantürkizm merkezi olması ve NATO’ya üyeliği bir gerekçe olarak ötelenmişken, sahip olduğu tarihi geçmişi, Jeostratejik konumu ve Medeniyetler Politikası görmezden gelinmekte olduğu görülmektedir. Son dönemlere geldiğinde Türkiye’nin mevcut potansiyeli anlaşıldığını söyleyebiliriz.

2.3 Atlantikçiliğe Karşı Avrasya’yla Ortak Düşman Arayışında İran

Mackinder’in net bir şekilde ifade ettiği gibi jeopolitiğin temel ilkesine göre tarihte tekrarlanan ve başlıca jeopolitik olan süreç, karasal güçlerin deniz güçlerine karşı mücadelesidir.[38] Jeopolitik bilimlerin bir sonucu olarak deniz ve karanın bir düalizmle karşı karşıya olduğu kaçınılmazdır.

Roma’ya karşı Kartaca (Bizans), Katolikliğe karşı Ortodoksluk[39], Rum Ortodoksluğuna karşı Rus Ortodoksluğu, Rus ulus devlete karşı süper güç, Batıya karşı Doğu[40], tek dünyacılığa karşı imparatorluk, insan haklarına karşı halk hakları, bireyselliğe karşı bütünlükçülük, medeniyetler çatışmasına karşı kültürel ittifak, sermayeye karşı emek, kapitalizme ve liberalizme karşı sosyalizm[41] çağımızın en etkin enstrümanlarıdır. Siyasi ve coğrafi yasalardan meydana gelen iki zıt kutup, varlığını devam ettirmekteyken tüm Atlantikçi düşüncelerin anti tezi  de (NATO’ya karşı bir alternatif) Avrasya projesi olarak görülmektedir.

“Avrasya İmparatorluğu”nun dünyamızın coğrafi mekanının doğal yapısına uygun bir jeopolitik mantığa sahip olması gerekir ve bu jeopolitik yapının temelini “Ortak Düşman” prensibi oluşturmalıdır. [42] Buna göre Avrasya içi çıkan çatışmalar aslında Atlantikçiler tarafından ayarlanmış olup suni karaktere sahiptir. Her bir milletin kimliğini, kültürünü korunması ve geliştirilmesi için ortak düşman yöntemi kullanılarak stratejik ittifaklar kurulması gerekmektedir. [43] İran her zaman Rusya için bir stratejik ülke konumunda olmuştur. Atlantikçi deniz gücüne dayalı Şah rejiminin yıkılmasının ardından İslam Devriminin radikal ABD karşıtlığı, Avrasyacılık için eşsiz bir kazanım sağlamıştır ve ayrıca medeniyet ve jeopolitik potansiyeli kendinde barındırmaktadır.[44]

Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinin Avrasyacılık yaklaşımı açısından Atlantikçiliğe yakın olup olmadıkları açısından değerlendirilmekte olduğunu görüyoruz. Dugin, meşhur “Rus Jeopolitiği” kitabında bölgedeki lider ideolojileri küresel olma potansiyellerine göre beş gruba ayrılmaktadır.

1-İran Köktençiliği (Atlantikçi karşıtı)

2-Pan-Türkizm (Atlantikçi)

3-Pan-Arabizm, (Atlantikçi karşıtı) Suriye, Irak, Libya, Sudan, Mısır

4-Suudi-Vehhabîlik (Atlantikçi)

5-İslam Sosyalizmi (Sol Kesim) Suriye, Irak, Libya, Sudan.[45]

Laik sisteme sahip Türkiye’nin ve İslamcı Suudi Arabistan’ın Atlantikçiliğe yakınlığı yüzünden hemen elendiği belirtilmektedir. Kalan gruplar arasında Avrasya’nın güney kutbu fonksiyonunu yerine getirebilecek potansiyele sadece İran’ın sahip olduğunu ileri sürmektedir.

Devrim sonrası İran, Atlantikçi karşıtı çıkışlarıyla Avrasya parametrelerini karşılamakta olup, Orta Asya ile sıkı ilişki kurabilecek potansiyele sahip olduğundan vazgeçilemez öneme sahip olduğu belirtilmektedir. [46] İran sahip olduğu jeopolitik konumuyla Atlantikçilerin İslam-Ortodoks arasındaki çatışma görünümünü de sonlandıracağı öngörülmektedir.

2.4 Sıcak Denizlere Açılan Kapı Olarak İran

Orta Asya’nın tam kendisi sayılan İran, eskiden beri Heartland’ın[47] arzu ettiği Hint Okyanusuna çıkarabilecek bir coğrafiye sahip olup, kurulacak olan Avrasya İmparatorluğunu hedefine ulaştıracak olan jeopolitik bir mekândır. Bu başarı elde edildiğinde Hindistan’ın entegrasyonu gerçekleşecek ve Türkiye’ye karşı Ortadoğu’ya bir koridor açılması ve Irak’ın Rusya’ya desteği sağlanacaktır.[48]  Bu şekilde istenilen hedefe ulaşılacağı düşünülmektedir.

İngilizler, Rusların sıcak denizlere çıkmasına can pahasına engel olmak amacındadır. İran dışındaki sıcak denizlere çıkan yol (Akdeniz), Cebelitarık üzerinden yine engellenebilecektir. Hem yakın hem kolay bir şekilde Hint Okyanusuna giden yol sadece İran üzerinden geçer. Ayrıca İran “Anakonda” projesini en zayıf yerinden kesebilecek konumdadır.[49]

2.5 Etnik Unsurlara Karşı (Pers) Âri Kimliği

Orta Asya ve Azerbaycan’ın Türkiye’ye yakınlığı dikkate alınmış ve  buna karşı güneydeki tarihi Şiî münasebetlerin pekiştirilmesi ön planda tutulmuştur. Buradan hareketle Dugin, Türkiye’nin en az ABD ve Çin kadar tehlikeli olabileceği endişesini taşımıştır. Bunun önlenmesi için Âri ırk mensubu İran’ın müttefikliği seçilmiştir. [50] Avrasya problemlerinin ancak Moskova-İran ekseni ile çözülebileceği ve İslam Dünyasının başına geçme potansiyeline sadece İran’ın sahip olduğu öne sürülmektedir. Yakın Çevre olarak bilinen çoğunlukla Türk kimliğe sahip halkların kontrol altında tutulması Âri kimliğe sahip bir devletin eliyle sağlanabileceği düşünülmektedir. Burada Avrasyacılar için Slav-Turan unsurlarının işbirliğinin ikinci planda kaldığını söyleyebiliriz.

2.5.1 Pantürkizm’e Karşı Etnik Unsur Olarak İran

Turancılık: Jeopolitik Avrasyacılığın antitezidir.[51] Avrasyacılık, milliyetçiliği (Rus milliyetçiliği dahil olmak üzere) başından beri kabul etmemiştir. Türk soylu ülkelerde de milliyetçiliğin, Avrasyacılık için aynı şekilde bir tehlike oluşturacağı ve bunun imparatorluğun parçalanması anlamına geleceği belirtilmektedir.

Pan-Türkçülüğün oluşmasında Çarlık Rusya’sının çevresindeki bölgeleri işgal ettikten sonra yürüttüğü asimilasyon politikaları da etkili olmuştur. İşgal sonrası dönemde Rusya’nın gelişmesinden etkilenen bir grup Müslüman genç bir reform hareketine ihtiyaç duymaya başlamışlardır. Müslüman toplulukların çok geride kaldıklarını savunarak çağı yakalamalak için eğitimden başlayarak bir yenilikçi hareket başlatmışlardır. 1905 yılı Rusların Japonya’ya karşı yenilgisi bu reformcu harekete bir fırsat sunmuştur.[52] Rusya’yı Avrupa’ya açılan bir kapı olarak gören reformcular Rusya-Türkistan yakınlaşmasına olumlu bakmaktaydılar. Çağın değerlerinden geri kalmamak için Rusçanın öğrenilmesini zaruri saymaktaydılar. Sonradan Orta Asya’yada yayılmaya başlayan reformcuların başını İsmail Gaspıralı çekmekteydi.[53] Rusların çok ulusluluk siyasetini ve asimilasyondan yerine manevi Ruslaştırma yolunu uygun görmekteydiler. Rusların Türk halklarıyla kaynaşma yolunun eğitimden geçtiğini savunmaktaydılar. [54] Oluşan otorite boşluğunun ardından yenilikçi hareketlerin faaliyetleri artmış ve dünya çapındaki milliyetçilik hareketlerinden de etkilenmişlerdi.

Gaspıralı’nın Ruslara mektubu ilgi çekicidir:

“Büyük kardeşler/ağabeyler, bize ışık veriniz ışık! Yoksa boğuluruz, çürürüz ve çevreyi kirletiriz. Bizler, Müslümanlar, hâlâ çocuğuz, dolayısıyla bilge pedagoglar/akıllı mürebbiler olun; bizlerle, sizlere şaşkın şaşkın bakacağımız şekilde değil, sizleri anlayabileceğimiz biçimde konuşun. Sizleri anladığımız zaman, mektebimizde ilim ve fenninizin ilk meyvelerini elde ettiğimiz zaman, Tatar kitaplarında anavatanımız Rusya’yı ve onun nizamlarını öğrendiğimiz zaman emin olunuz; bizde gimnaziye (ortaöğretim kurumu) ve üniversitelerimizi doldurmak, hayat ve bilim meydanında sizlerle beraber çalışma arzusu doğacaktır.”[55]

Türkiye’nin bir NATO üyesi olması, laik ve milliyetçi sisteme sahip olması sebebiyle “çok milletli emperyalist bir İslami yapıdan yoksun olduğu” gerekçesiyle Avrasyacılık’ın Müslüman-Güney bölgesi partneri olma durumu ikinci plana atılmaktadır. Orta Asya’da Türk olmayan Tacikler yaşamaktadır ve bu durum Avrasya’nın stratejik mafsalı olarak ön plana çıkmaktadır. Büyük bir tehdit olarak algılanan Panturancılığa karşı tüm imkânların kullanılması söz konusudur. Karakalpakların Özbekistan’dan mesafeli tutulmaya çalışmasını buna örnek verebiliriz. Yeri geldiğinde İslamcı bir propaganda aracı olarak Türkçülük İslam birliğinin bölücü unsuru olarak da gösterilmektedir.[56]

Bütün bunlara rağmen Avrasyacılar, Turan (Türk) unsurlarıyla mesafeli durmayı seçmişken Ukrayna kriziyle beraber, Türkiye-Orta Asya etkisine bağlı olarak Slav-Turan iş birliği düşüncesi canlandırılmıştır. Türkiye’nin Avrasya Birliğine alınması bile dile getirilmiştir.

Tarih boyunca Türk halkları Avrasya uygarlığının tam merkezinde yer almıştır. ve Türk kimliğinin psikolojik derinliklerinde Avrasyacılığın yatmakta olduğu dile getirilmektedir. Bununla beraber Ankara’nın Moskova’yla yaptığı stratejik işbirlikleri yanına İran’ın da katılımıyla üç taraflı bir uzlaşı sağlanabileceği söylenmektedir.[57] Avrasyacılar bu üçlü ittifaka çok önem vermektedir.  Dugin Rus uçağının Suriye’de düşürülmesinin ardından çıkan krizde de kritik bir rol oynamıştır.[58] Rus Avrasyacıların başını çektiği Aleksandr Dugin 1997 yılında kaleme aldığı kitabında yaptığı tespitlerde Türkiye hakkında bazı görüşlere yer vermiştir. Son yıllarda radikal terör gruplarının artması nedeniyle Pan-Türkçülük girişiminin zayıfladığını ve böylece Rusya-Türkiye ilişkileri arasındaki önemli bir engelin kalktığını belirtilmiştir. Bunun dışında Türkiye’nin 1990’lı yılların ortasından itibaren Atlantikçiliğe eskisi kadar bağlı kalmadığını ve İslam faktörünün yeniden önem kazandığını ifade etmiştir..  Bu gelişimlerle beraber Türkiye’nin Avrasya Projesi içinde yer almasının sevindirici olduğunu ancak yakın gelecekte bunun beklenmediğini söylemiştir. [59] Eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin, Rusya merkezli yeni bir blok oluşturulması gündeme gelmişken Rusya’nın merkezde tutulmasıyla beraber bloğun sadece bir üyesi olduğu söylenerek bölgede yeni müttefiklerin bulunmasına özen gösterilmektedir. Rusya bununla yetinmeyip İslam İş Birliği Teşkilatına üye olma gayreti içerisine girmiş, teşkilata gözlemci olarak kabul edilmiştir. Atlantikçilerin başını çektiği ABD, Medeniyetler Çatışması tezini savunmaktayken Rusya bunun tersini savunmuştur.

Büyük Orta Doğu Projesinin aslında Büyük İsrail Projesinin kamufle edilmiş hali olduğu anlaşılmaya başlanmışken[60] İslam Dünyasını hedef alan bu projeye karşı Avrasyacılığın bir avantaj sunduğun değerlendirebilir.  Son dönemlerde Türkiye, Rusya ile yakınlaşmaktayken Türk cumhuriyetleri ile bağlarının daha da güçlenebileceği, Suriye örneğinde olduğu gibi Orta Doğu’da büyük  problemlerin çözümünde Türkiye’nin de bölgede daha fazla güç kazanacağını söylenebilir.

İleride kurulacak olan Avrasya İmparatorluğunun Slav ve Türk unsurlarına dayandığı dile getirilmektedir. Bu iki unsurun birlikte hareket etmesine işaret edilmektedir.  Bunun yanında her ikisinin etno-kültürel farklılıklarının öne sürülmesinin ve buna siyasal anlamlar katılmasının hem Rusların hem de Türklerin geleceğine engel teşkil edeceği belirtilmektedir. Bunun aynı zamanda Rusya çevresinde yaşayan soydaş ve dindaş halkların Türkiye ile kaynaşarak İmparatorluğun bölünmesine yol açabileceği ve bunun büyük bir risk oluşturduğu dile getirilmektedir.[61] Burada Dugin, analizinde Avrasyacılığın toparlanması için Türklerle Rusların ortak kaderinin olduğunun belirtilmesi ve aradaki husumetlerin unutulması gerektiği önerilmektedir. Ancak burada Moskova’nın kendi çıkarlarına aykırı olduğu durumlarda geçmişteki olumsuzlukları gündeme getirdiğini görmekteyiz.[62]

2.5.2 Tacikistan’ın Stratejik Konumu

Orta Asya halkları ırksal olarak bölünmektedir. Tacikler Hint-Avrupa kökenli olup etnik olarak İran ve Afganistan’a yakındırlar. Tacikistan SSCB dönemi başlangıcında Özbekistan’ın bir özer muhtar cumhuriyeti iken sonradan ayrılmıştır.

Günümüzde Tacikistan’ın, Avrasyacı jeopolitik düzene entegre edilmekte olduğunu söylebiliriz. Tacikistan Yeni Avrasya inşasının zaferini sembolize etmektedir ve Afganistan’la sınırdaş olup Güney’e hamle hususunda kendisinde birçok stratejik imkan bulundurmaktadır.[63] Ancak Tacikler Âri oldukları halde İranlılarla aynı Fars dilinde konuşsalar da sosyo-kültürel yönden diğer Türk Cumhuriyetleri’yle aynı değerleri paylaşmaktadırlar. Sünni kimliğe sahip olduklarından İran’a her zaman mesafeli durmaktadırlar. Hatta bu dini aidiyet duygusu Orta Asya toplulukları arasında en ileri düzeydedir.

Hertland’ın çıkarları icabınca stratejik hudutların daha güneye kaydırılması etno-kültürel bağlara göre Orta Asya sınırlarının yeniden çizilmesini gündeme getirebilir. Söz konusu dönemde Tacikistan bir üs fonksiyonunu oynamakta ve Jeopolitik bir laboratuvar rolünü üstlenmektedir. Duşanbe veya başka bir şehirde Türklerin yeniden örgütlenmesi konusunda Rus-İslam stratejisi hazırlanması planlanmaktadır. Yeni Avrasya imparatorluğu için elzem olan yeni bir devir aşılacak ve gereken çözümler burada üretilecektir. Yeni bir Moskova-Duşanbe-Kabil-Tahran hattı kurulması, böylece eşi ve benzeri olmayan yeni bir jeopolitik gerçeklik teşekkül edileceği beklenmektedir. [64]

Dağlı Badahşan bölgesi çok stratejik bir öneme sahip olup Çin, Pakistan ve Hindistan’a uzak olmayan bir mevkidedir. Pamir dağların geçilmez yüksekliği bir yana Şiiliğin İsmailiye koluna mensup Pamirlilere mesken olmuştur. Bu bölge Çin’de İslam ayrılıkçılığına, Tibet’in ulusal kuruluş mücadelesine, Sih hareketi çözümüne katılmasına fırsat sunmaktadır. Yani Asya’daki kritik iplerin ucu burada birleşmektedir. Ayrıca bu bölge Taciklerle de sağlam ilişki kurmadıkları için Karabağ benzeri ayrı bir jeopolitik unsur olarak kullanılabilir.  Bu şekilde Tacikistan özellikle de Badahşan söz konusu olduğunda coğrafyanın kıtasal entegrasyonun sağlanmasında ve Avrasya sisteminin örgütlenmesinde mühim rol oynamaktadır. [65] Ancak Taciklerin kahir ekserinin Sünnî kimliğe sahip olduğunu dikkate alırsak Pamirdeki bu ahalinin sayıca azlığı ve sosyal yönden kaynaşamadığı söylenebilir.

2.5.3 İran Ermenistan’la İş Birliği Kurabilecek Potansiyele Sahip

Avrasyacı gücün Moskova’dan İran Rimland’ına genişlemesinde Ermenistan büyük ehemmiyet arz etmektedir. Çünkü Ermenilerin İranlılarla bazı tarihi ve jeopolitik yakınlıkları vardır ve Moskova-Erivan-Tahran üçgeninin oluşmasını Ermeniler üstlenmektedir. [66]İran her zaman Ermenilerle iş birliği yapmakla Rusya’ya önemli bir partner olmuştur. Ermeniler kendi milliyetine düşkün olmakla beraber bölgede akrabalıklarını iyi idrak eden ve aynı zamanda Rusya ile jeopolitik ilişkilerini her zaman canlı tutan Hristiyanlığa mensup bir halktır. Türkiye’den Azerbaycan’a ve Türkistan’a giden yolun Erivan üzerinden geçtiğini dikkate alırsak ne kadar önemli bir stratejik nokta olduğunun farkına varırız. Karabağ sorununun ise Bakü ve Ankara’nın İran’a yaklaşmadığı sürece çözümlenmeyecek şekilde planlandığı aşikardır. Aynı durum Kafkasya ve Çeçenistan için de geçerlidir.[67]

2.5.4 Pan-Arabizm’in Pasif Durumu

Olası Avrasya devleti için Arap milliyetçiliği güçlü bir tehdit oluşturmamaktadır zira Orta Asya ve Türkiye’de kahir ekseriyetle Türkler yaşadığı için bu akım etkin bir rol oynayamaz. Eski SSCB sınırları içinde kalan ülkelerin Rus yanlısı eğilimi hesaba katıldığında bunun çok pasif durumda kalacağı aşikârdır. Burada Atlantikçilerin kontrolündeki ülkelere sadece İran gibi bir İslami devlet engel olabilir.[68] Rusya gibi güçlü bir devletin yapamayacağı fonksiyonu üstlenebilir ve İran Avrasya’nın güney ekseninde bir merkez olabilir. İran’ın bunun için stratejik, ekonomik ve ideolojik potansiyele sahip olduğu düşünülmektedir.[69]

Tekrar belirtmek gerekirse Orta Asya projesinde öncelik yine İran’ındır. Ayrıca Atlantikçi blok tarafından çıkartılan İran-Irak savaşının hızla unutulması gereklidir. Bunun için de Pan-Arap eğilimli sol kesim (Irak, Libya) devreye sokulmalıdır.

2.6 İran Köktenciliği Stratejisi

İslam’ın barız mistik eğilimi (tasavvuf) tarihi ve felsefi açıdan Şiîlikle de bağdaştığı ve dolaysıyla İran köktenciliğinin Sünni tasavvufla bağdaşacağı düşünülmektedir. Bu şekilde tüm İslam ülkelerinin İran merkezli olarak idare edilebileceği ileri sürülmektedir.[70] Burada İran’ın, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın geleneksel düşmanı olması sebebiyle jeopolitik sorunları Ruslardan daha etkin bir şekilde çözme potansiyeli vardır. BDT’deki ülkeleri ve Türkiye’de tasavvufi yön dikkate alındığında İslam anlayışının Suudi Arabistan Vehhabiliği’nden farklı olduğu bilinmektedir. [71]

İran, kuzeyinde Hazar denizi, güneyinde Basra ve Umman körfezi il komşudur ayrıcae Hürmüz Boğazının hakim durumdadır.[72] Afganistan ve Tacikistan’da Rus siyasetine ters olan çatışmaların sonlandırılmasında etkin rol oynamaktadır. Tahran stratejik açıdan türdeş olmakla beraber Avrasya İmparatorluğu çıkarlarını koruyacağı düşünülmektedir. Etnik ve kültürel çeşitlilik gösteren halklar arasını kaynaştıracak role sahip olabileceği ve  merkezden (Rusya) kopmayacak düzeyde bağlantı kurabilecek potansiyele sahip olduğu da düşünülmektedir.

Şiilik’in Azeriler tarafından, Avrasya çıkarları için kullanılması gerektiği planlanmaktadır. Buna tarihi ilişkileri de katarak Azerbaycan’ın İran’a bağlanması ve hiçbir şekilde Türkiye ile etnik bağların gelişmesine izin verilmemesi planlanmaktadır.  Moskova-Tahran hattını Erivan-Bakü hattına bağlayarak ekseninin dörtgene çevrilmesi ve çok anlamda simetrik olan bir stratejik yapı meydana getirilmesi öngörülmektedir.[73]

Günümüzde Orta Asya’da dış güçlere karşı İran-Rus jeopolitik ittifakına önem verileceği Putin’in danışmanı Dugin tarafından vurgulanmış, bu ittifaka gelecekte de önem verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı zamanda İran’ın da Orta Asya İmparatorluğuna liderlik yapabileceğine dikkat çekilmiştir.[74] Özetle İran, Avrasya aleyhine güneyden gelecek tehditlere karşı en güçlü ve güvenilir müttefiktir.

2.6.1 Vehhabi Köktenciliğe Karşı İran Köktenciliği

Jeopolitiğin mantığı gereği kültürel veya ideolojik aidiyetlerin Avrasyacı müttefiklerin bir araya gelmesi için kullanıldığı ve burada inançsal değerlerin rolünün daha etkin olduğu bilinmelidir. Avrasyacılara göre Şiî İran, Sünni İslam’ın mistik eğilimleriyle bağdaştırılmış;  her iki değer de “Süflilik” olarak adlandırılmıştır. Bu temayül Atlantikçilik karşıtı olup Avrasyacılığa daha yakındır. [75] İslam da jeopolitik açıdan faal durumda olan Suudi Arabistan merkezli Vehhabilik ise ananevi İslam’ın ruhuna ters, manevi ve ahlaki yönden yoksuldur. Bu cereyan hem tarihi hem felsefi hem de kültürel yönden Şiiliğe tam tamına zıttır. Atlantikçiliğe yakın olduğu için de Avrasyacılığa terstir.[76] Atlantikçiliğin karakolu konumunda olduğu için Avrasyacılığa büyük tehdit oluşturmaktadır. Bu tehdide karşı alınacak önlem İran’ın desteğiyle olacaktır. İleride Avrasya İmparatorluğunun güney kanadına aday olan İran’ın da meseleye müdahil olacağı ve buna da “Avrasya Üçgeni” adı verilebileceği söylentileri duyulmaktadır.[77]

 

Sonuç

Avrasyacı düşünürler Atlantikçilik karşıtı bir mücadelenin kaçınılmaz olduğunu, aksi takdirde denizci ve piyasacı güçlerin planladıkları çatışmalardan kurtulamayacaklarını belirtilmektedirler. Bölgedeki suni devletçiklerin dini, milli, ekonomik ve sosyo-kültürel değerleri gereği özgürce ve tamamen bağımsızca hareket etmelerinden söz edilemez. Jeopolitik bir gerekçe olarak değerlendirildiğinde karasal devletlerin denizci güçlere bağımlı olmalarının kaçınılmaz olduğu söylenmektedir. Bunun için bu Rimland özelliğe sahip devletlerin her zaman Heartland’a ihtiyaç duyacağını ve Avrasyanın merkezi Moskova’yı kendine lider yapması gerekeceği açıkça ifade edilmektedir.

Bu projenin jeopolitik ve stratejik açıdan hazırlandığını dikkate alınırsa Orta Doğu ve Orta Asya’daki İslam ülkelerine bazı avantaj ve dezavantajlar sağlayabileceği iddea edilmektedir. “Yayılmacı, kapitalist, sömürgeci, ferdiyetçi ve liberal” Atlantikçilerin kurduğu oyunlara karşı bu projeden istifade edilebileceği düşünülmektedir. Avrasyacılığın, soğuk savaşta ABD’nin üstün gelmesi sonucu oluşan üstü kapalı tek dünyacılığa ve ayrımcılığa karşı geliştirilen en etkili “bütünlükçü” organizasyon olduğu ve jeopolitik bu yöntemle Atlantikçiliğin zayıf noktalarını gözönüne çıkaran ve Batının gerçek yüzünü tanıtan bir strateji olduğu söylenmektedir.

Atlantikçiler soğuk savaş sonrası medeniyetler çatışması tezini desteklemişken, tersini savunan Avrasyacılığın değerlendirilebileceği düşünülmektedir. Tek taraflı geliştirilen Avrasyacılığın yeni tekliflere açık olmasından dolayı istifade edilebileceği ileri sürülmektedir. Avrasyacılar, oryantalist yaklaşımın aksine, ülkelerin birbirini tamamlayacağı bir politika önermektedir.

İslam ülkeleri için, Avrasya stratejisinin Hristiyanlığa daha yakın olduğu dikkate alınırsa dostluk ilişkilerin kurulabileceğini düşünülmektedir. Son dönemlerde bu yaklaşımın başını çeken Rusya’nın, çok sorunla karşılaşan İslam Dünyası için işe yarayacak adımlar atabileceğini düşündüğü için İslam İş Birliği Teşkilatı’na girme çabasında olduğu bilinmektedir.

Türkiye’de Ukrayna krizinin ardından Rusya’ya yakınlaşmada olumlu adımlar atılmaya başlanmışken uçak düşürme krizi gündem olmuştur. Ancak bu kriz Dugin’in girişimleriyle çabuk atlatılmıştır. Astana sürecinin ardından gelişmeye başlayan üçlü girişimlerin Türkiye’ye olumlu başarılar sağladığı düşünülmektedir. Orta Doğu problemlerinin başında yer alan Suriye konusunda, Avrasyacıların sağladığı katkıların hem çözüm süreci için hem de başka sorunların halledilmesi için bir ümit olabileceği ileri sürülmektedir. Avrasyacılığın, ABD ve AB rekabetine karşı belirli bir denge unsuru olabileceği söylenmektedir. Bununla beraber Rusya’nın NATO’ya karşı Avrasya politikasını, kendi amacına ulaşmak için bir araç olarak kullanabileceği de gözden kaçırılmaması gereken bir konudur.

Projede, İslam dünyasına özgü bir hilafete yer verildiği için buna bir adayın olması kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktayken burada çoğunluk Türk ve Arap asıllı etnik kimliğe sahip olmasına rağmen, Pers ( Âri) kimliğe sahip İran, stratejik ortaklık için uygun görülmektedir. Bununla beraber Vehhabilik karşıtı Şiiliğe önem verileceği vurgulanmaktadır. Kutuplaşmaya müsait olan bu projenin İslam Ülkelerine  uyumlu bir yaklaşım olmadığını tahmin edebiliriz.  Kutuplaşmaya  ve çatışmacılık yerine barışçıl yaklaşıma ihtiyaç olduğunu belirtmek isteriz. Burada karşılaşılabilecek sorunun Rusya çevresinde yerleşen Sünni kimliğe sahip Müslüman halklara uygun bir modelin geliştirilmediğini söylenebiliriz. Şiî ekolunun radikal bir kolu sayılan On İki İmam mezhebi, İran siyasetinin temel eğilimi haline getirilmişken, evrensel yönlü İslam’a liderlik etmesinin mümkün olmadığı ve İran köktenciliğinin İslam ülkelerinin birleşmesi için yeterli olamayacağı bir gerçektir.

Avrasyacılığın stratejik bir önem taşıdığı kadar pragmatist bir yaklaşım olduğu da söylenebilir. Ortadoğu ve İslam ülkelerinin “Orta Asya İmparatorluğu” adı altında bir araya getirilmesine ve tam kontrolün sağlanmasına öncelik verilmektedir. Güney ekseni için İran seçilmişken daha çok Rusya’nın menfaatleri dikkate alınmaktadır. İran merkezli imparatorluğun savunma ve taarruz bölgesi olması; merkezin güvenliğini sağlamakla görevlendirilmesi planlanmaktadır. Ancak pragmatist çok kutuplu etkin bir birliğin kurulması ABD, AB, Çin ve bölgedeki diğer güçlü devletleri tedirgin edeceği kaçınılmaz bir gerçektir. Bu durumun bölgede yeni oyunların kurulmasına ve kargaşaya neden olabileceği düşünülmektedir

Özetle bu projenin tam olarak bölgeye uymayacağını söyleyebiliriz. Türkiye’nin hesaba katılmadığı, bunun yerine İslam ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri’ni İran önderliğinde oluşturulacak stratejik, kültürel ve siyasi birliğe dahil etmenin neredeyse imkansız olduğunu ifade edebiliriz. Avrasyacılığın fikri, siyasi, ekonomik destekçileri bu yolda Orta Doğu ve Orta Asya’da İran’ın önünü açmak için geniş çaplı ve zamanlı projeler geliştirse de tarihsel açıdan bakıldığında başarı zor görünmektedir. Bu sebeple bu projeye dahil olacak devlet ve halkların, beraber ve tek taraflı geliştirilen yeni tekliflere açık olması gerektiği ve her bölgenin kendi stratejisi gereği enine boyuna tartışılarak verilecek ortak kararların masaya yatırılmasının şart olduğu söylenebilir. Makalemizde sıkça dile getirdiğimiz “Avrasyacılığın pragmatist yönü” projenin mimarları tarafından konunun detaylı olarak dillendirilmesine mani olmaktadır. “Rusya ve müttefiklerinin Batı ve Atlantik güçlerine karşı oluşturdukları aceleci bir siyasi antitez” olmaktan çıkarak bir alternatif dünya vizyonu olabilmesi için Rusya’nın emperyalist hedeflerine hizmet edecek referansları terk etmesi gerekmektedir. Projenin siyasi, ekonomik ve kültürel  altyapısı oluşturulurken tarihi, sosyolojik ve kültürel gerçeklerin bu projenin tamamlanmasına engel teşkil edeceği göz önünde bulundurulmalıdır.

 

DİPNOTLAR

[1] Petro: “Yalnız kara ordusuna sahip bir ülkenin tek kollu olduğunu, iki kollu olmak için donanma da gerektiğini”- haykıran Petro ülkesinin sadece karayla sınırlı kalmaması için uyarıyordu. Bkz. Hatice Karahan, Putin: Büyük Petro’nun İzinde, SETA, Yeni Şafak, 2015. https://www.setav.org/putin-buyuk-petronun-izinde/ Erişim: 15 Mayıs 2020

[2] Salih Yılmaz, Yeni Avrasyacılık ve Rusya, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2015, s. 111.

[3] Selim Kurt, Dugin’in Avrasyacılık Anlayışında Türkiye’nin Yeri, Güvenlik Stratejileri, C. XV, Sayı: 31, Giresun Üniversitesi 2019, s. 425.

[4] Alâeddin Yalçınkaya, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, Ed, Tayyar Arı, Orta Asya ve Kafkasya: Rekabetten İşbirliğine, Marmara Kitap Merkezi Yayıncılık, Bursa 2010, s. 267

[5] Alâeddin Yalçınkaya, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, s. 268.

[6] Vizyonunun büyüklü anlaşılan Büyük Petro Putin tarafından “Tarihi Mentor” olarak anılmaktadır. Bkz. Karahan, a.g.e.

[7] Selim Kurt, Dugin’in Avrasyacılık Anlayışında Türkiye’nin Yeri, Güvenlik Stratejileri, C. XV, Sayı: 31, Giresun Üniversitesi 2019, s. 427.

 [8] İbrahim Güner ve Mustafa Ertürk, Kıtalar ve Ülkeler Coğrafyası, Pegem Akademi Yay.,7. Baskı, 2015 Ankara, s. 11.

[9] Salih Yılmaz, Yeni Avrasyacılık ve Rusya, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2015, s. 111.

[10] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 51

[11]Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 52

[12] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 324.

[13] Avrasyacı yaklaşıma göre uygun bir şart ve fırsat aranmaksızın Jeopolitik bu devrimin bir an önce kurulmalı, materyalist, ateist ve ekonomi merkezli olmamalı ve deniz kıyısına sınır müttefiklere sahip olunmalıdır. Ekonomi ve stratejide devlet katılımı esnek tutulmalı, paylaşımda halkın doğal katılımı temin edilmelidir. Halklar hukuku teorisi hazırlanmalı ve Atlantikçi milliyetçiliğe, bireyselliğe son verilmelidir. Almanya ve Japonya karşıtı politika yok edilerek yeni Avrasyacı projelere yer verilmeli. Halkın ekonomik gerçekliği dikkate alınarak borsa oyunlarına son verilmeli, korporatif, kolektif ve devletsel kontrollere yer verilmeli. Sosyo-kültürel, dilsel, etnik ve dini farklılıklar dikkate alınarak esnek siyasi ve idari yapı oluşturulmalı, hukuki özerkliğe sahip vilayetler oluşturularak bunların siyasi, ideolojik ve jeopolitik kontrolü sağlanmalıdır. Bkz. Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 47-49.

[14] Dugin, Rus Jeopolitiğis. 52

[15] Selim Kurt, Neo-Avrasyacılık Çerçevesinde Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cumhuriyetine Bakışının Suriye Olayı Özelinde Analizi, XI. Uluslararası Uludağ Uluslararası İlişkiler Kongresi, Giresun Üniversitesi, s. 438-456.

[16] Dugin, s. Rus Jeopolitiği 56-63.

[17] Kurt, a.g.m., s. 441.

[18] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 65-68.

[19] Kurt, a.g.m., s. 442.

[20] Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, I, Enderun Kitabevi, İstanbul 1981, s. 181-182

[21] Mikhail Fedoroviç (1612-1645) zamanında bu ilginin daha da belirgin hale geldiğini görüyoruz. Sözde kültürel faaliyet ve ticaret veya elçilik yapmak için gelen özel kişiler aslında buraları araştırmak için gelen birer uzmanlar idiler. Gereken belgeleri toplamak, bölgenin haritasını çizmek ve Hindistan’a açılan yolu araştırmak gibi görevlendirilmişlerdi. Pazuhin kardeşler, Daudov ve Kasımovların Kabul’a kadar geldikleri, 1695 yılı Malenki Semyonov’un İran üzerinden Hindistan’a geçmesini buna örnek verebiliriz. Bkz. Böriboy Ahmedov, Özbekiston Tarihi Manbalari Qadimgi Zamon va Orta Asırlar, Öqituvçi Neşriyatı, Taşkent 2001, s. 314-120

[22] Tufan Gündüz, “Safevîler”, DİA, C.XXXV, (2008),. 451-457.

[23] Mühsin Rahmetî, “Revâbit ve Münâsebet-i Hânedân-i Arapşâhî Hârizm bâ Safevîyân”, İsfahan Üniversitesi, Edebiyat ve Beşeri İlimler Enstitüsü, Pejuhîş-i Târih-i Devre-yi Cedit, 3. yıl, Sayı 2, Yaz 1390 hş.,s. 89

[24] Kaan Dilek, İran’ın Orta Asya Politikaları, Rapor, Televizyon Tanıtım Tasarım Yay, Ankara 2011, Özet kısmı. http://www.ayu.edu.tr/static/kitaplar/iran_ortaasya_raporu.pdf

[25] Cleveland, William L, Modern Ortadoğu Tarihi, Türkçe terc., Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı,  İstanbul 2008, s. 59.

[26] Muhammed Kâzim Mervî, Âlem Ârâ-yi Nâdirî, Haz. Muhammed Emin Riyahî, Kitab Furuş-i Zavvâd, Tahran, 1364 hş, C. II, s. 812-813.

[27] Alâeddin Yalçınkaya, Sömürgecilik Pan-İslamizm Işığında Türkistan, 1856’dan Günümüze, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006, s. 28.

[28] Ian Morris, Dünyaya Neden Batı Hükmediyor?, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2017, s. 526-565

[29] Hanlıklar kendilerini her zaman Osmanlı halifesine bağlı olduklarını için güçlü bir siyasi birlik kurulmuştur. Aynı din, aynı dil ve aynı soydan oldukları aradaki bağı daha da pekiştirmekteydi. Türkistan Hanlıkları Osmanlı devletiyle beraber hareket ettiklerinde İran Şahları Rusya’ya başvurmaktan çekinmemişlerdir. Bkz. Ümit Ulvi Türk, Safevi Devleti’nin Özbek Hanlıkları ve Babür Devleti ile Siyasî İlişkileri (1526- 1722), Ankara Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2017, s. 70.

[30] Emir Hüseyin Berâziş, Ravâbit-i Siyâsî Diplamatik-i Îrân ve Cihân der ahd-i Safeviye, İntişarât-i Emîr Kebîr, Tahran, 1392 hş.,719-733.

[31] Berâziş, a.g.e., s. 790.

[32] Umut Berhan Şen, İran Jeopolitiğinde Avrasyacılık, Aralık 2019. http://sahipkiran.org/2019/12/23/iran-jeopolitiginde-avrasyacilik/

[33] Dugin, Rus Jeopolitiği s. 170.

[34] Alâeddin Yalçınkaya, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, s. 269.

[35] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 171-172.

[36] Dugin, Rus Jeopolitiği, s.379.

[37] Kurt, a.g.m., s. 447.

[38] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 51.

[39] Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği, Avrasyacı Yaklaşım, trc. Vügar İmanov, 10.basım, Küre Yayınları, İstanbul 2018, s.282

[40] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 292

[41] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 311

[42] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 51-52.

[43] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 52-56

[44] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 173.

[45] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 74.

[46] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 74

[47] Kıtanın merkezi karası anlamında. Bkz. Dugin Rus Jeopolitiği, s. 3.

[48] Dugin, Rus Jeopolitiği,, s. 181

[49] Dugin, Rus Jeopolitiği,, s. 75

[50] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 182

[51] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 182

[52] Alâeddin Yalçınkaya, Sömürgeçilik Pan-İslamizm Işığında Türkistan, 1856’dan Günümüze, Laezar Kitabevi, Ankara 2006, s. 258.

[53] Seyfettin Erşahin, Türkistan Uleması’nın İslâm Medeniyetindeki Rolü, (İsmail Gaspıralı’ya Göre), MAMER Yayınları, İstanbul 2019 s. 115-118.

[54] Erşahin, a.g.e. s. 118.

[55] Erşahin, a.g.e. s. 119.

[56] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 182

[57] Dugin, Aleksandr Duşin’le Söyleşi, “Çözüm: Ankara-Moskova-Tahran Ekseni”, Yörünge, Aralık 2017,  s. 27-32.

[58] Aydınlık, https://www.aydinlik.com.tr/aleksandr-dugin-den-cozum-onerisiankara-moskova-tahran-ekseni-dunya-aralik-2017-1 Erişim: 24.05.2020.

[59] Kurt, a.g.m., s. 458.

[60] Abdulkadir Özkan, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Uygulamada, Milli Gazete, 06 Mayıs 2019. https://www.milligazete.com.tr/makale/2490820/abdulkadir-ozkan/buyuk-ortadogu-projesi-bop-uygulamada,

[61] Kurt, a.g.m., s. 447-448.

[62] Alâeddin Yalçınkaya, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, s. 274.

[63] Dugin, Rus Jeopolitiği ,s. 181-184

[64] Dugin, Rus Jeopolitiği ,s. 184

[65] Dugin, Rus Jeopolitiği ,s. 184

[66] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 180

[67] Dugin, Rus Jeopolitiği , s. 177-185.

[68] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 74-76.

[69] Alâeddin Yalçınkaya, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, s. 286.

[70] Dugin, Rus Jeopolitiği, s.378

[71] Dugin, Rus Jeopolitiği , s. 177-185.

[72] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 171-172.

[73] Dugin, Rus Jeopolitiği, s. 180.

[74] Selim Kurt, Neo-Avrasyacılık Çerçevesinde Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cümhuriyatine Bakışının Suriye Olayı Özelinde Analizi, s. 452.

[75] Dugin, Rus Jeopolitiği,s. 378.

[76] Dugin, Rus Jeopolitiği, s.378

[77] Selim Kurt, Neo-Avrasyacılık Çerçevesinde Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cumhuriyetine Bakışının Suriye Olayı Özelinde Analizi, s. 451.

 

KAYNAKÇA

Ahmedov, Böriboy, Özbekiston Tarihi Manbalari Qadimgi Zamon va Orta Asırlar, Öqituvçi Neşriyatı, Taşkent 2001

Aydınlık, https://www.aydinlik.com.tr/aleksandr-dugin-den-cozum-onerisiankara-moskova-tahran-ekseni-dunya-aralik-2017-1 Erişim: 24.05.2020.

Berâziş, Emir Hüseyin, Ravâbit-i Siyâsî Diplamatik-i Îrân ve Cihân der ahd-i Safeviye, İntişarât-i Emîr Kebîr, Tahran, 1392 hş.

Cleveland, William L, Modern Ortadoğu Tarihi, Türkçe terc., Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı,  İstanbul 2008.

Dilek, Kaan, İran’ın Orta Asya Politikaları, Rapor, Televizyon Tanıtım Tasarım Yay, Ankara 2011, Özet kısmı. http://www.ayu.edu.tr/static/kitaplar/iran_ortaasya_raporu.pdf

Dugin, Aleksandr, Rus Jeopolitiği, Avrasyacı Yaklaşım, terc. Vügar İmanov, 10.basım, Küre Yayınları, İstanbul 2018.

Dugin, Aleksand, Aleksandr Duşin’le Söyleşi, “Çözüm: Ankara-Moskova-Tahran Ekseni”, Yörünge, Aralık 2017.

Erşahin, Seyfettin, Türkistan Uleması’nın İslâm Medeniyetindeki Rolü, (İsmail Gaspıralı’ya Göre), MAMER Yayın Yönetmeni Alım Oktay Çatkal, İstanbul 2019.

Gündüz, Tufan, “Safevîler”, DİA, XXXV, (2008), s. 451-455.

Güner, İbrahim ve Ertürk, Mustafa, Kıtalar ve Ülkeler Coğrafyası, Pegem Akademi Yay.,7. Baskı, 2015 Ankara.

Morris, Ian, Dünyaya Neden Batı Hükmediyor?, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2017, s.

Karahan, Hatice, Putin: Büyük Petro’nun İzinde, SETA, Yeni Şafak, 2015.

Kahraman, Emel, Soğuk Savaş Sonrası Döneminde Rusya Federasyonu-İran İlişkileri, Güvenlik Stratejileri, Yıl: 12, Sayı: 24

Kurt, Selim, Neo-Avrasyacılık Çerçevesinde Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cumhuriyetine Bakışının Suriye Olayı Özelinde Analizi, XI. Uluslararası Uludağ Uluslararası İlişkiler Kongresi, Giresun Üniversitesi, s. 438-456.

Kurt Selim, Dugin’in Avrasyacılık Anlayışında Türkiye’nin Yeri, Güvenlik Stratejileri, C. XV, Sayı: 31, Giresun Üniversitesi 2019.

Mervî, Muhammed Kâzim, Âlem Ârâ -yi Nâdirî, Haz. Muhammed Emin Riyahî, Kitab Furuş-i Zavvâd, Tahran, 1364 h, C. II.

Rahmetî, Mühsin, “Revâbit ve Münâsebet-i Hânedân-i Arapşâh-i Hârizm bâ Safevîyân”, İsfahan Üniversitesi, Edebiyat ve Beşeri İlimler Enstitüsü, Pejuhîş-i Târih-i Devre-yi Cedit, 3. yıl, Sayı 2, Yaz 1390 hş., s. 89-112.

Şen, Umut Berhan, İran Jeopolitiğinde Avrasyacılık, Aralık 2019. http://sahipkiran.org/2019/12/23/iran-jeopolitiginde-avrasyacilik/

Türk, Ümit Ulvi, Safevi Devleti’nin Özbek Hanlıkları ve Babür Devleti ile Siyasî İlişkileri (1526- 1722), Ankara Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2017.

Özkan, Abdulkadir, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Uygulamada, Milli Gazete, 06 Mayıs 2019. https://www.milligazete.com.tr/makale/2490820/abdulkadir-ozkan/buyuk-ortadogu-projesi-bop-uygulamada

Yalçınkaya, Alâeddin, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Dugin’in yeni Avrasyacılık Önerileri, Ed, Tayyar Arı, Orta Asya ve Kafkasya: Rekabetten İşbirliğine, Marmara Kitap Merkezi Yayıncılık, Bursa 2010,

Yalçınkaya, Alâeddin, Sömürgecilik Pan-İslamizm Işığında Türkistan, 1856’dan Günümüze, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006

Yılmaz, Salih, Yeni Avrasyacılık ve Rusya, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2015, s. 111.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.