ABDURRAUF FITRAT’IN TÜRKİYE’DEKİ EDEBİ FAALİYETİ

ABDURRAUF FITRAT’IN TÜRKİYE’DEKİ EDEBİ FAALİYETİ

Shokhrukhbek OLIMOV*

(*)Doktora öğrencisi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Gazetecilik Bölümü

Özet

Türkistan 20.yüzyıla Çarlık Rusya’sının vassalı, kısıtlı haklara sahip emir ve hanlar yönetimi altındaki yolsuz bir bölge olarak girdi. Her konuda geri kalmışlığı kaldırmak hedefiyle birleşen bir takım gençler Ceditçilik hareketini duyurmaya başladılar. İstanbul’da eğitim gören ve güçlü bir reformcu olarak yetişen Abdurrauf Fıtrat Buhara Ceditçilerinin önderi, reformcu, alim, gazeteci ve benzeri kişiliğiyle tarihte kaldı. Ceditçiliğin rehberi sayılan bir çok eserini de İstanbul’dayken yazdı ve yayınladı.

Anahtar kelimeler: Fıtrat, Ceditçilik, Özbekler Tekkesi, Hikmet Dergisi, Sırat-ı Müstakim dergisi, Tearüf-ü Müslimin dergisi

JADID ABDURRAUF FITRAT`S LITERARY ACTIVITIES IN TURKEY 

Abstract  

Turkestan is entered to the 20th century as a corrupt region under the rule of Tsarist Russia and  under the rule of khans with limited rights. A team of young people, united with the goal of removing backwardness in each issue, began to announce the movement of Jadidism. The lider of Bukharanian jadids Abdurrauf Fîtrat, who were educated in Istanbul and grew up as a strong reformer, remained in the history stages with their reformist, scholar, journalist and similar personality.  He wrote and published in Istanbul many of his works, which are considered to be the guides of Jadid movement.

Key words: Fitrat, Jadidism, The Uzbeks lodge (tekke), magazines of Hikmet, Sırat-ı Müstakim,  Tearüf-ü Müslimin

1.Giriş

Asırlardır İslam aleminin kutsal mekanlarından sayıla gelen Buhara-i Şerif 19.yüzyılda çok zayif, fakir de olsa, bağımsız bir emirlik statüsünü koruyordu. Emperyalist ülkeler safında kendi payını almak için mücadele eden Çarlık Rusyası Türkistan’a doğru ilerliyordu. 23 Haziran 1868’de imzalanan anlaşmaya göre Buhara Emirliği Rusya himayesini kabul etmek zorunda kaldı. 18 Eylül 1873’te bir tane daha anlaşma imzalandı ve Buhara Emirliği’nin özgürlüğü daha da kısıtlandı. 1868, 1873, 1885, 1894, 1900 tarihteki anlaşmalar (Özbekistan Milli Ansiklopedisi, 2004: 266) sonucunda, Buhara sözde bağımsız ama gerçekte sadece iç yönetimle sınırlı bir ülke olarak 20.yüzyıla girdi. Zaten çok kadim usullerle varlığını sürdüren devlet yerel sanayi, tarım ve benzeri tüm alanlarda yolsuzluğa uğradı. Böyle bir ortamda, bir takım ziyalılar (aydınlar) ülkede eğitime güç vererek Buhara’yı kalkındırmak istediler. Halk da onları yenilikçi ( Ceditçi)  olarak adlandırdı.  Abdurrauf  Abdurrahimoğlu Fıtrat Buhara Çeditçileri arasında yetişen bir aydındı.

Abdurrauf, 1886 yılında Buharalı bir tüccar ailesinde dünyaya geldi. İlk eğitimini Buhara’daki medreselerden birinde aldı (bir çok araştırmacılar bu medresenin Buhara’nın meşhur müessesi Mir-i Arap Medresesi olduğunu tahmin etmektedirler. Ama hünez bu konuda herhangi bir delil yoktur), sonraki yıllarda Hicaz’a gidip hacı oldu, Hindistan seyahatinde bulundu. 1908 yıldan itibaren aktifleşen ceditçilik hareketine katılıp, Buhara ceditçilerinin kurduğu “Terbiye-i etfal” cemiyetinin desteği ve önerisiyle İstanbul’da eğitimini devam ettirdi. 1909-1914 yılları arasında İstanbul’da yaşayan Fıtrat “Buhara Ta’mım-i Maarif Cemiyet-i Hayriyesi”nin kurucularından biri oldu. Ayrıca İstanbul’da çıkan Teârüf-i Müslimîn ve Hikmet dergilerine yazdı. En önemli eserleri olan “Münazara” , “Seyyah-i Hindi” ve “Sayha” eserlerini yazdı ve neşrettirdi.

2.Fıtrat’ın İstanbul Dönemi ve Eğitimi 

Çarlık Rusyası Buhara Emirliği’yle yaptığı antlaşmalar sonucunda Buhara’ya daha çok tüccar, fabrikatör, sermayeci gönderdi. Emirlik de onlara özel haklar tanımak, vergilerden muaf tutmak zorunda kaldı. Böylelikle, çok kısa bir zamanda zaten çok kritik durumda olan yerli esnaf Rusya’dan gelen mallar ile rekabet edemeyip, işini kaybetti. Rusların ülkeye yerleşimi, müdahalesi yükselirken yerli halkın hayatı daha da zorlaşmakta, devlet erkânları arasında ise rüşvet, gayri resmi faaliyet türleri çoğalmaktaydı. Böyle bir ortamda bir takım eğitimli kişiler bulundukları mevcut durumu sorgulamaya ve kurtuluş çarelerini aramaya başlamıştır. Hac, ticaret ve diğer amaçlarla yurtdışına çıkan kişiler bölgenin ne kadar kötü durumda olduğunu hissetmiş ve söylemeye başlamışlar. Başta yerli burjuvazi olmak üzere eğitimli, düşünceli kişiler toplumsal kalkınmanın ancak eğitimle gerçekleşebileceğini savunmuşlar. Çünkü mevcut medreseler, her türlü eğitim vakıfları ihtiyaçları karşılayamaz durumdaydı. Halk bu maksat üzerinde birleşmeye başlayan toplumu Ceditçiler yani yenilikçiler olarak adlandırmıştır. Ama Ceditçilik tüm Rusya Müslümanlarını kapsayan bir hareketti. Buhara’daki ceditçiler kendilerini Yaş Buharalılar olarak tanıttılar. “Yaş” Özbek Türkçesinde “genç” anlamını verir. Genç Buharalılar derken, üyeleri gençlerden oluşan bir hareket değil, gayesi genç olan bir hareket düşünülmelidir.

Genelde Türkistan’da, özelde Buhara Emirliği’nde Ceditçilik hareketi 1905 yılından sonra aktifleşti. 1905 yılında Rusya’da gerçekleşen halk ayaklanması sonucunda Çar II. Nikolay,  Duma (danışmanlar meclisi) oluşturarak ülkeye dahil olan halklara sosyal, siyasi, dini ve kültürel alanlarda  bazı haklar tanıdı. Bazı kaynaklarda meşrutiyet olarak anılan bu dönem 28 Şubat 1917 devrimine kadar devam etti (Erşahin, 1999: 90). Böylelikle, Rusya Müslümanları milli uyanışa doğru ilerlediler.

18 Haziran 1909’da Buhara ceditçileri “Terbiye-i Etfal” (Çocuklar terbiyesi) cemiyetini kurdular. Sadrettin Ayni Cemiyetin tarihçesinden bahsederken, şunları dile getirmiştir: “Bu cemiyete Terbiye-i Etfal (Çocuklar terbiyesi) diye ad verdik, onun yardımıyla mektepler açtık. Mekteplerde eğitim alan çocukları cemiyet Orenburg, Kazan, Ufa, Kırım ve Türkiye’ye eğitim için göndermeye başladı. Zengin çocukları kendi imkanlarıyla, yoksul çocuklar ise cemiyet desteğiyle gönderilirdi… Cemiyete üye olmak çok zordu…Hatta Fıtrat gibi şöhretli gençler bile daha üyeliğe kabul edilmemişti” (Ayni, 1963: 68). Fıtrat’ın kendisi de ilk başta Ceditçileğe karşı olduğunu, fakat sonrasında ilgilenmeye başladığını yazar.(Fıtrat, 2003: 231) İstanbul’a gönderilen ilk grup öğrenciler şunlardı: Osman Hoca, Polat Hocaoğlu, Ata Hocaoğlu, Mahzar Mahzum, Burhan Mahzumoğlu, Mukim Bek ve Abdurrauf Fıtrat (Erşahin, 1999: 231). Cemiyetin birinci maksadı İstanbul’a öğrenci göndermekti. Seçilmiş öğrenciler Osmanlı okullarında muallim olarak yetişmeleri ve Buhara’ya geri dönerek toplumu eğitmeleri beklenmekteydi. Fıtrat’ın İstanbul’a tam olarak ne zaman geldiği ve ne zaman döndüğü hakkında farklı görüşler mecvut. Yaklaşık 30 senedir Fıtrat üzerine araştırmalar yapan ve Fıtrat’ın 5 ciltlik eserlerini neşre hazırlayan Hamidullah Boltaboyev’e göre, Fıtrat 1909 yılının Eylül ayından 1914 yılının ilkbaharına kadar İstanbul’da yaşamıştır (Boltaboyev, 2007: 28). 1911 yılına gelindiğinde İstanbul okullarında Buharalı talebeler 15, 1912 yılında ise 30’a ulaştı ve öğrencilerin ihtiyaçlarının bir kısmını cemiyet karşılamaktaydı(Ayni, 1963: 235).

İstanbul’da Türkistanlıların birçok tekkesi mevcuttu. Genelde, Türkistan’dan gelen hacı adayları, dervişler, tüccarlar, talebeleri ağırlayan tekkeler misafirlerin saray ile iletişimini sağlamada da yardımcı oldular. Diğer bir ifadeyle, tekkeler Türkistanlıların ilk duraklarıydı. Buhara’dan gelen öğrencilerin de ilk olarak tekkelere yerleştiklerinde hiç kuşku yoktur. Hamidulla Boltaboyev Fıtrat’ın Sultantepesi Özbekler Tekkesi’ne yerleştiğini ve tekkenin kayıt defterinde ismi geçtiğini ifade eder (Boltaboyev, 2007: 24). Dergâh kayıtlarından anlaşıldığına göre, Fıtrat 1909 yılının Eylül ve Ekim aylarında Hacı Abdurrauf Buhari tekkede misafir olmuştur. Daha sonra, Sultantepe’ye yakın konumda olan Vaizin Medresesi’nden hücre alıp, orada hem tahsil görmüş, hem müderrislik yapmıştır. (Boltaboyev, 2007: 24)

Abdurrauf Fıtrat’ın İstanbul’daki eğitimi hakkında farklı görüşler mevcuttur. Timur Kocaoğlu nüfuslu darülfünunlardan birinde, Baymirza Hayit Müallimler jimnazisinde, Zeki  Validi Togan Vaizin medresesinde eğitim gördüğünü ileri sürmektedir. Bize göre, kaynaklar içinde daha güvenirlisi en son kaynaktır. Çünkü, Fıtrat’ın şu medrese ile bağlı faaliyeti aynı yazarın diğer eserinde de dile getirilmiştir (Fıtrat, 2000: 7). Boltaboyev, bu konuda ne kadar israrlı olmasına rağmen kronolojik yönden bu gerçeği kabul etmek zordur. Zira, Medreset’ül-Vaizin’in açılış tarihi araştırmalarda Aralık 1912 olarak gösteriliyor (Akman, 2007: 86). Eğer Fıtrat gerçekten Medreset’ül-Vaizin’de eğitim gördüyse, Eylül 1909’dan Aralık 1912’ye kadar hiçbir yerde okumamıştır ve bu da mantıki olarak kabul edilecek bir hakikat değildir.

İstanbul’a yerleşen Fıtrat ve diğer Buharalı gençler hemen bir cemiyet kurdular. Buhara’daki esas “Terbiye-i Etfal” cemiyetinin şubesi olarak açılan “Cemiyet-i Tamimi Maarifi Buhara” hayriye cemiyetinin kurucuları arasında Mukimbek, Sadik Aşurzade ve Gulcalı Abdüleziz, Osman Hoca gibi şahsiyetler de vardı. Cemiyet Fıtrat ve Osman Hoca tarafından yönetiliyordu.  Nizamnamesi resmi ve açık bir şekilde ilan edilen cemiyet ismine uygun bir şekilde Buharalı ve Türkistanlıların eğitimini temin etmede mühim işler yaptı. Cemiyet Buhara ve Türkistanlı öğrenciler için İstanbul’daki okullardan kontenjan alır, yeni gelen öğrencilere konaklama ve ders hazırlıkları gibi yardımlar sunardı. Fakat İstanbul ve Buhara’daki cemiyet üyeleri kimseye sır vermeden ve birbirleriyle doğrudan iletişime geçmeden çalışıyorlardı. İstanbul’daki öğrenciler ülke havadislerinden düzenli olarak haberdar edilirdi. Buna yönelik kabul edilen belli işaretler vardı. Onun haricinde cemiyet, Türkistan ve Buhara’dan Hicaza giden yolcuları ağırlar, onları fikri aydınlatmaya çalışırdı. (Ayni, 1963: 236)

Abdurrauf Fıtrat ve diğer Türkistanlı ceditçiler İstanbul’da eğitim görmekle beraber yukarıda sözünü yürüttüğümüz cemiyet faaliyetiyle bizzat meşgul olmuşlar. Ayrıca, bu gençler Osmanlı devletinde yaşanan II.Meşrutiyet döneminin (1908-1918) bizzat şahidi olmuşlardır. Tam o sıralar gazetelerden sansürün kaldırıldığı, her gün yeni bir gazete işe başladığı, neredeyse her alanda belli bir yayın organının ortaya çıktığı dönemlerdi ve tabi ki Türkistan’ın gelecekteki islahatçılarını etkilemeden kalmazdı. İşte böyle bir ortamda kendi görüşlerini geliştiren Fıtrat İstanbul’da bir çok ünlü kişiler, yaygın basınlarla muhatap olmaya muvaffak olmuştur. Fıtrat İstanbul’da İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi milliyetçi ve Sırat-ı Müstakim gibi İslamcı çevrelerle yakın ilişki kurdu(Erşahin, 1999: 237). Sırat-ı Müstakim ve diğer İstanbul basınları Buhara’da Fıtrat gelmeden önceki yıllarda da meşhürdü. Zaten, genelde Türkistan’da, özelde Buhara’da ceditçiliğin gelişiminde Osmanlı’da ve diğer İslam ülkelerinde yayınlanan basının büyük payı vardır.

3-Buhara’da Basının Gelişimi

Dünya Türkleri arasında matbuatın ortaya çıkışı ilk önce Osmanlı topraklarında gerçekleşmiştir. Aslında Osmanlı devleti de bu konuda Batı’dan geç kalmıştır. Çok yakın tarihlere kadar ilk Türkçe gazetenin 1831’de yayınlanan Takvim-i Vakayi olduğu sanılır ve “Türk Basın Tarihi” bu gazeteyle başlatılırdı. Oysa değerli araştırmacı Orhan Koloğlu ilk Türkçe gazetenin Takvim-i Vakayi’den üç yıl önce 1828’de Mısır’da yayınlanan Vakayi-i Mısriye olduğunu kanıtladı(Topuz, 2003: 13). Osmanlı başkenti İstanbul’da yayınlanan ilk ulusal ve ilk Türkçe gazete ise, 1 Kasım 1831’de Takvimi Vakayi adında çıkmıştır. Kuşkusuz bu gazete devletin desteği ve yönetimi altında faaliyete başlamıştır. Osmanlı’da basın organlarının batılı anlamda işlev görmesi ve devletten bağımsız olarak ortaya çıkması ancak 1860’dan sonra olmuştur. (Güz, 2000, 45) Türkistan’da ise basın 10 yıl sonra ortaya çıkıyor. Bu bakımdan, en büyük Türk halkın oturduğu Türkistan’da basın hareketleri de Batı Türklerine taklitle başlamıştır. (Oral, 1970: 233) Türkistan’da ilk gazete 1870 yılında “Turkistanskie vedimosti” adında Rus dilinde başlamıştır. Türkistan valiliğinin resmi yayını sayılan gazetenin daha sonra Özbekçesi de basılmış ama halkın sesini duyuramamış, halktan yana yayın olamamıştır. Fakat Osmanlı ve diğer İslam aleminden gelen matbuatın etkisiyle 1905’te ilk milli, özel gazeteler basılmıştır. Bu konuda Buhara Ceditçiliğinin tarih yazarı Sadrettin Ayni’nin hatıralarına başvurmakta fayda vardır. Rus-Japon savaşı başladı. Bu sırada ara sıra gelmekte olan “Tercüman” gazetesi Buhara’da daha çok yayılmaya başladı. Hindistan’dan “Hablalmatin”, Mısır’dan “Çehranema” ve “Perveriş” adında Farsça gazeteler gelip, savaş havadisleri için gazete okumak isteyenlere farklı fikirler de sundu. Rusya Müslümanları arasında muhtelif isimler ile Türk-Tatar gazeteleri çıkmaya başladı ve o gazeteler Buhara’ya da geldi (Ayni, 1963: 200). Türkiye’de inkılâptan sonra neşredilen “Sırat-ı Müstakim” mecellesini mütalaa etmeye muvaffak olduk. İşbu yayın dini, ilmi, içtimai, siyasi ve edebi bir yayın olup, merkez hilafetinin en büyük ve ulu kişilerinin iştirakiyle çıkardı. Bu yayında siyasi ve içtimai inkılâplar ayet ve hadislerle tatbik edilerek yazıldığından, bizim fikrimizde de esas değişimler yaşandı (Ayni, 1963: 184). Fıtrat ve diğer ceditçiler işte bunun gibi gazetelerin etkisi altında Ceditçiliğe katılmış ve büyük ihtimalle gazetenin tesiriyle İstanbul’a gelmeyi tercih etmiştir. Fıtrat daha Buhara’daki medrese eğitimindeyken yurtdışında hazırlanan bir takım dergi ve gazetelere tanık olmuş. Kazan’dan Buhara’ya seyahet eden ünlü terakkiperver ulema Abdurraşid İbrahim şöyle yazıyor: “Ben Buhara’dayken, Rusya’nın Kazandan gelen memuru Buhara medreselerini teftiş etmeye başladı. Bu günün talebeleri arasında “zararlı” yayınlar yayılmış ve bazı mecellelerde heyecanlandırıcı makaleler de yazılmıştır”. 1907’de gerçekleşen hadiselere bağışlanmış işbu hatıra sonunda ulu aydın talebelerin faaliyetine tan vererek, “Buhara’nın geleceği şu kabiliyetli talebeler elindedir”, diyen sonuca varır (Fıtrat, 2000: 6).

İstanbul’a gelince de yurtdışında çıkarılmakta olan ve medrese eğitiminden tanık olan “Türk Yurdu”, “Sırat-ı Müstakim”, “Tearüf Müslimin” gibi yayınlarla yakın ilişki kurdu. Özellikle, Mehmet Akif Ersoy’un editörlüğünde yayınlanan “Sırat-ı Müstakim” ceridesiyle yakınlığını tesdik edici kaynaklar çoktur. 1908 yılında İstanbul’da çıkarılmaya başlanan “Sırat-ı Müstakim” “Din, felsefe, ulûm, hukuk, edebiyat, tarih ve siyasetten ve bilhassa ahval ve suun-u İslamiyet’ten” söz eden makaleleri içeren haftalık bir dergidir. Bu dergi, II Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda yayınlanan süreli yayınlardan en tanınmış dergilerden biriydi. Bu derginin yayın işlerine Mehmed Akif (1873-1936) bakmakta ve kendisinin çevresinde, Rusya’dan sığınanlar, özellikle Tatar Müslümanları bulunmaktaydı. Genel olarak, “Sırat-ı Müstakim” dergisi İslâmcılık (Pan-İslamizm) akımının yayın organı sayılmaktadır (Komatsu, 1993: 8). Ceridenin 1911-1914 yıllarındaki sayılarında Buhara hayatına ait ondan fazla makale ve haberler verilmiştir. Onların çoğu Buharalı muhabir Giyasettin Hasani’ye ait ve ya yazarı belirtilmemiş ise de, kuşkusuz, Fıtrat’ın tahririnden geçtiğini anlamak zor değildir.

1905 yılından itibaren Türkistan’da da özel gazeteler basılmaya başlamıştır. Buhara’da “Buhara-i Şerif” ve onun Türkçe versiyonu “Turan”, “Tang” adında gazeteler çıkarılmakta ve Tacikçe (Farsça), Türkçe (Çağatayca) makaleler verilmekteydi. Söz konusu gazeteler bugünkü koşullara göre çok daha basit olsa da, o zamanın okuyucuları üzerine büyük etki yaratmıştır. Yeni fikirlere ihtiyaç duyan nesil dünyada, özellikle, İslam alemindeki siyasi, ictamai durumu öğrenir, topluca okumalar düzenliyorlardı. İstanbul’daki Buharalı öğrencilerin İstanbul’da basılmakta olan Hikmet, Sıratü’l-Müstakim, Tearif-i Müslimin gibi yayınların Buhara’ya ulaşmasını sağlamaktaydılar. Bu gazeteler, kitaplar birçok Buharalıyı yeni fikir üzerine birleşmelerini sağlamışsa da, toplum halen ikiye ayrılmış durumdaydı. Çeditçiler yenilikçi, milliyetçi ve laik düşünceleri savunurken, Kadimciler statükocu, ümmetçi ve şeriatçi düşünceleri savunuyorlardı. İşte Fıtrat’ın ilk eserleri bu ayrımı ortadan kaldırmak, toplumu bir gaye, milli kalkınma gazetesi altında birleşmesini sağlamak amacıyla yazıldı. Münazara, Hind Seyyahı gibi ilk eserleri öncelikle tutucu ulema ve onların etkisi altında kalan toplumu değişime teşvik etmek için yazıldı. Rusya ve İngiltere gibi büyük güçler bölgeye el koymak üzeriyken Buhara’da Şii ve Sünni tartışmalarının gereksiz olduğunu dile getirmek yazarın ana hedefleri arasındaydı.

4.Fıtrat’ın İstanbul’da Yayınlanan Eserleri

Gerçek ismi Abdurrauf Abdurrahim oğlu olan aydın Fıtrat, Micmar, Buharalı Abdurrauf, Buharalı Fıtrat gibi edebi mahlaslar ile eserler yazmış. İlk şiirlerine ve bazı makalelerine Micmar takma ismini kullanmıştır. Micmar, hoş kokular çıkararak tüten alev anlamını gelmektedir. Diğer mahlaslarına göre Fıtrat daha yaygın kullanılmıştır. Fıtrat ise doğma, yaratılış, istidatlı, mizaç, parlak, itikatlı gibi anlamlar taşır. Halk arasında Fıtrat olarak bilinen aydın kimlik evraklarına da mahlasını yazdırdı. 22 Temmuz 1937 yılında hapisteyken doldurulan mahpusluk bilgi formunda ismi, Fıtratov Rauf Rahimoviç olarak geçiyor (Avcı, 1997: 30).

Fıtrat, on dört yaşından itibaren eser yazmaya başlamıştır. Eserleri tür bakımından oldukça zengindir. O bir şair kadar şiir yazmış, yazar kadar edebi eser yazmış, bir gazeteci ve ya bugünkü kavramlarla köşe yazarı kadar makale yazmış, bir alim kadar ilmi eserler yazmış, ki bu hizmetleri sonucunda Türkistan’dan çıkan ilk profesör olmuştur. Hamidullah Baltabayev Fıtrat’ın eserlerini listeye toplamış ve yazarın tespitine göre, Fıtrat’ın 204 küçük-büyük eseri mevcuttur (Boltaboyev, 2007: 243). Bu eserlerin çoğu arşivlerde saklanmakta ve Özbekçe, Rusça, Türkçe, Tacikçe olarak çeşitli dönemlerde yayınlanmıştır. Özellikle, Özbekistan’da neşredilen Fıtrat’ın 5 ciltlik derlemesi şuana kadar yapılan çalışmaların en zengini sayılır. Fıtrat eserleri üzerine Özbekistan, Türkiye , Tacikistan, Rusya, Almanya, ABD, Japonya ve benzeri ülkelerde araştırmalar yapılmış, ilmi eserler yayınlanmıştır. Yukarıda sözünü ettiğimiz eserleri listesindeki bazı yazılar günümüze ulaşamamıştır. Daha Fıtrat hayattayken birçoğu yok edilmiş. İhtimal, bize malum olan ve olmayan bazı eserleri dünyanın bir kütüphanesinde bekliyor olabilir.

Fıtrat İstanbul’da 5 sene yaşadı ve bu kısa dönemde üç büyük kitap, bir kaç makale ve benzeri yazılar yazdı. Hamidullah Baltabayev, İstanbul’daki döneminde toplam 11+1 (“Aile” eserinin İstanbul’da yazıldığına dair kesin bir bilgi yok, fakat tahmin) eser yazdığını belirtir (Boltaboyev, 2007: 29). Bir diğer Özbek araştırmacısı Zaynabiddin Abdiraşidov, buna ek olarak daha 7 makaleyi dile getirir (Abdirashidov, 2016: 103-118). İşbu kaynaklara dayanarak, Fıtrat İstanbul’da 19 eser yazmış ve yayınlamış diyebiliriz. Aşağıda onları kısa açıklamalarla, tanıtmaya çalışacağız.

  1. Buhara Tamim-i Maarıf Cemiyeti Nizamnamesi ve Hareket Programı. 26 Ekim 1909’da Özbekler tekkesinde basılmıştır. Metin resmi bir belge olduğundan yazar ismi belirtilmemiş. Fakat, araştırmacılar bu metni cemiyetin liderleri olan Fıtrat ve Osman Hoca yazdığı kanaatındalar. Nizamname 2001, 2007 yıllarda basılan kitaplar vasitasıyla Türkçe, Özbekçe ve İngilizce olarak okuyucalara sunulmuştur.
  2. Fıtrat’ın ilk edebi eseri “Hindistan’da Bir Avrupalı İle Bir Buharalı Müderrisin Bir Nice Meseleler ve Usul-i Cedid Hakkında Yaptıkları Münazara”dır (Farsça’daki asıl adı: Münazara-i Müdarris-i Buhari be yek Nefer Firengi Der Hindistan der Bare-i Mekatib-i Cedid). Hicri 1327 yılında “Hikmet” Matbaa-i İslamiye’de, İstanbul’da basıldı. Eserin neşir tarihi hususunda farklı görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre, 1909 yılında yazılmış ve dolayısıyla, eser aslında İstanbul’da değil, Buhara’da yazılmış, ancak basımı İstanbul’da gerçekleştirildi. İkinci bir görüşe göre, özellikle, Japon âlimi Hisao Komatsu’ya göre, Fıtrat eserde Ocak 1911’de vefat eden Buhara emiri Abdülahad’dan merhum olarak söz ettiği için “Münazara”nın yayın tarihini 1911 yılı olarak düşünmektedir (Komatsu, 1993: 7). Eserin Özbekçe, Türkçe, Rusça tercümeleri tarihin çeşitli dönemlerinde yayınlandı. Türkiye’de Seyfettin Erşahin tarafından çevirilerek, 2001 yılında okuyuculara kavuşturulmuştur (Fıtrat, 2001). Fıtrat’ın ilk eseri Müzara’da Buhara medreselerinin ve toplumun içinde bulunduğu acınacak tabloyu acımasızca ve korkusuzca tenkit eder. Medreselerdeki eğitim programlarının geriliğinin, rüşvetin ve adam kayırmanın ulaştığı boyutlardan, İslamiyet’e alakası olmayan bir çok bid’atın uygulanmasından bahseder. Bu eser Buhara fikir hayatında ortaya koyduğu fikirler ve fazla bir dönüm noktası oldu. Eserin Buhara’ya girmesi yasaklanmasına karşın eser kaçak yollardan bütün ülkeye dağıtıldı. Ona rağmen çok büyük ilgi gören kitap, 1911 yılında Hacı Muin’in Özbekçe’ye tercümesi ile Türkistan Vilayetinin Gazetesi’nde yayınlandı. 1913 yılında Behbudi’nin sözbaşısı ile Semerkant’ta kitap olarak yayınlandı. Ayrıca V.V.Andreyev “Turkistanskie Vedomosti” gazetesinin 1918 yılı Ekim ayında bir kaç sayısında “Buhara’daki Yeni Akımlar” başlığı altında yazılar yazdı. Eser, giriş, metin ve sonsöz olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Giriş bölümünde , eğitim devriminin gerekli olup olmadığı konusunda Buharalı ıslahatçılara ile muhafazakarlar arasındaki tartışmalara okuyucuların dikkatini çekip, Buhara Müslümanlarını yok olmaktan kurtarabilecek tek yolun eğitim devrimi olduğunu işaret ediyor. Metin bölümü, “Münazara”nın alt başlığının ifade ettiği gibi, Hindistan’da tanışan Buharalı bir müderris ile bir Avrupalının Buhara’daki eğitim devrimi ile ilgili konuşmalarından oluşmaktadır. Bu konuşmada, Avrupalı, müderrisi Buhara’da yapılması gereken eğitim devrimine inandırmaktadır. Sonsözde Fıtrat, Buhara Emiri ve bütün Buhara Müslümanları için Eğitim Devrimi’nin onların en önemli bir görevi olduğunu tekrar işaret etmektedir. Öte yandan, “Münazara” üslûbu ile Tacikçe (Orta Asya Farsçası) nesir yazı tarihinde yeni bir çağ açması nedeniyle yüksek bir değer kazanmış ve o zaman için son derece sade sitille yazılmış bir eserdir. “Münazara” üzerine çağımızda bir takım özgü çalışmalar yapılmış, H.Komatsu, E.Allworth, Y.Avcı, S.Erşahin, H.Baltabayev, B.Kosimov gibi edebiyatçı, tarihçilerin araştırmalarına dahil edilmiştir. Fıtrat’ın dava arkadaşı ve aynı zamanda Ceditçiliğin tarihnevisi Ayni “Münazara”nın Türkistan’a etkisinden şöyle bahseder: “O günlerde Münazara’nın etki gücü dehşetliydi. Bir yandan karşıların durgunluğundan uyandırmıştı: öyle ki, karşıtlarından bir kaç kişi suçlamakla yeni usul hareketinin durdurulamayacağını anladılar. Öbür yandan halkı ve gençliği reformist tarafa itip onlar arasında entelektüel devriminin meydana gelmesini sağlamıştır (aktaran: Komatsu, 1993: 24).
  3. Buhara Veziri Nasrullah bi-Pervaneci Efendi Hazretlerine Açık Mektup. İstanbul’da Ahmet Tacettin ve Yakup Kemal tarafından çıkarılan “Tearüf-i Müslimin” dergisinin 8 aralık 1910 tarihli 2.cilt 25.sayısında basılmıştır. (İslamcı dergiler projesi kapsamında dergi digital ortama kazandırılmıştır) Mektup Farsça yazılmıştır. “Ey veziripenah, biz tertibat-i cedideye muhtacız” sloganı ile başlayan mektup, 1910 yılında tahta çıkan yeni emir Alim Han’ın vaatler vererek, sadrazamlığa (veziripenah) Nasrullah Pervaneci’ye tayın etmesi münasebetiyle yazıldı.
  4. Şiirho-i Milli. İstanbul’da 1911 yılında şiir derlemesi olarak kitap halinde basılmıştır. “Fıtrat-i Buhara-i” ismiyle kaydedilmiştir. “Sayha” Farsça söz olup, davet ve çağırma anlamlarında kullandı. Toplamdan yer alan şiirler daha sonra 1914 yılında “Sedai Türkistan” gazetesinde Türkçe tercümesiyle yayınlandı. Seçilmiş eserler tür bakımından şiir olsa da, ıslahatçılık fikirleriyle doluydu.
  5. Beyanat-i Seyyah-i Hindi. (Hind Seyyahının Kıssası) 1912 (Seyfettin Erşahin’e göre 1911 (Fıtrat, 2001: 45) yılında daha önceki eseri “Münazara”nın basıldığı “Matbaa-i İslamiye Hikmet”te basılmıştır. “Münazara”nın mantıki devamı olarak yazılan eser, yine aynı şekilde Farsça yazılmıştır. Fıtrat, birinci eserinde daha çok eğitim üzerine dururken, ikincisinde Buhara için topyekun bir ıslahattan söz etmektedir. Ona göre Buhara’yı çökertenler Buharalılardır (Fıtrat, 2001: 45). Buhara halkını ulema, ümera ve fukara olmak üzere üç sınıfa ayırarak, cemiyetin gelişimde yaptıkları adaletsizlikleri anlatmaktadır. Toplumsal kalkınmanın çözümü tutuculuğa, bidatçiliğe son vermek, yeni fikirlere sahip olmakta olduğunu Hindistanlı bir seyyah dilinden göstermektedir.
  6. Müslüman-i Darürrahat. Gaspıralı İsmail Bey’in “Darürrahat Müslümanları” eserini Farsçaya çevirdi. Eser Petrograd’da 1915 yılında yayınlandı. Ama eser günümüze kadar ulaşamadı.
  7. Terakki ve Teceddüt. Bir Afganistanlı reformcu Mahmud Tarzi, 1911 yılından itibaren bölgenin ilk en etkin gazetesi olan “Sirâc-ul Ahbar/Haberlerin Meşalesi” isimli bir gazete çıkarmış ve gazetenin başyazarlığını üstlenmiştir. Fıtrat’ın makalesi gazetenin 15 Kasım 1913 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Az sonra “Semerkand” gazetesinde tekrar basılmıştır.
  8. Sayyid Emir Alim Han’a tahniyet ve onun cülüs tarihinde. Eserin metni günümüze ulaşmadı. Ama Şeyh Abdülkadır Keramatullah Buhari’nin “Armağanı Sabbak” adlı hatırasında eser ile ilgili bilgiler verilmiştir. Armağanı Sabbak’a göre, 1910 yılında Emir Alim Han’ın tahta çıkışı münasebatıyla İstanbul’da yazılan kasidedir (Boltaboyev, 2007: 31).
  9. Mevlüdi şerif yahut Mirati hayrü’l-beşer. 1912 yılında İstanbul’da yazıldığı tahmin ediliyor. 1914 yılında Taşkent’te basıldı. Buhara’nın isteği üzerine yazılan, 36 sayfalık küçük bir kitap. Fıtrat eseri İstanbul’dayken yazmış, fakat Türkistan’a dönünce neşrettirdi.
  10. Muhtasar-i Tarihi İslam. Araştırmacılara göre, eser Cedit okulları için bir derslik olarak İstanbul’da yazılmış, 1915 yılında Semerkant’ta Gazarov matbaasında basılmıştır. Moskova’daki İmparator Tarihi Müzesi’nde saklanmakta olan eser 1992 ve 2004 yıllarında iki kere Özbekçe yayınlandı.
  11. Rehberi Necat. 1915 yılında Petrograd’da basıldı. Fakat araştırmacılar bu eseri de İstanbul’da yazdığını tahmin etmektedirler. Fıtrat bu eserinde ceditçilik fikirlerini Kur’an ayetleri ve Hadisler ile anlatmaya çalışmıştır. Eser yazarın İslami bilgilerinin ne kadar zengin göstermektedir.
  12. Aile yahut vezifei hanedari. 1914 yılında yazılan ve 1916 yılında Bakı’da Mirza Abdülvahit Münzim yayınevinde basılan eser İslam’da aile kurma talepleri ve şartlarını Kuran ayetleri ve Hadislerle tahlil eder.

5- Fıtrat’ın Hikmet dergisi ve başyazarı Ahmet Hilmi’yle yakınlığı

Fıtrat İstanbul’da sadece eğitimle meşgul olmayıp, dönemin yenilikçi yazar ve aydınlarıyla yakın ilişkide oldu. Mehmet Akif Ersoy ve onun Sırat-ı Müstakim, Abdürreşid İbrahim ve onun Tearüf-i Müslimin, Ahmet Hilmi ve onun Hikmet dergisiyle yakınlığını yazdığı makaleler ve basındaki iştirakinden görebiliyoruz. Ahmet Hilmi başyazarlığını yapan Hikmet dergisi, İslamcı ve Tasavvufçu bir dergiydi. Fıtrat’ın Münazara, Hind Seyyahi Kıssası eserleri de Hikmet matbaasında basılmıştı. Derginin çeşitli sayılarında çıkan Farsça ve Çağatayca makalelerden yakın döneme kadar Fıtrat araştırmacılarının malumatları bulunmuyordu. Fakat, Zaynabiddin Abdiraşidov bir makalesinde onlardan bahsetmektedir. (Abdirashidov, 2016: 103-118). Şuana kadar Hikmet dergisindeki bir kaç tanesi haricinde makalelerin aslı ve ya tercümesine ulaşamadıysak da, çalışmamız açısından çok kıymetli bir kaynak olarak kabul ediyoruz.

  1. “Hasbihal Behem Vatan”. Hikmet dergisinin 1 Aralık 1910 tarihli 33.sayısında yayınlanmıştır.
  2. “Hasbihal Behem Vatan”. Hikmet dergisinin 22 Aralık 1910 tarihli 36.sayısında yayınlanmıştır. Daha önceki makalenin devamıdır.
  3. “Nala-i cansuz yek Buhara-i”. Hikmet dergisinin 2 Şubat 1911 tarihli 42.sayısında yayınlanmıştır.
  4. “Buhara Han-i Muhtaram Nucahi” Hikmet dergisinin 6 Şubat 1911 tarihli 43.sayısında yayınlanmıştır.
  5. “Acaba Buhara Çera Harab Ast”. Hikmet dergisinin 30 Mart 1911 tarihli 50.sayısında yayınlanmıştır.
  6. “Acaba Buhara Çera Harab Ast”. Hikmet dergisinin 8 Nisan 1911 tarihli 51.sayısında yayınlanmıştır.
  7. “Hadan-i Zahragin be İttihad-i İslam”. Hikmet dergisinin 18 Mayis 1911 tarihli 57.sayısında yayınlanmıştır.

6.Sonuç

1886-1938 yıllarında yaşayan Fıtrat, siyasi, içtimai yönden çok hızlı değişen bir dönemde yaşadı. İlk başta, medrese eğitiminde mutaassıp bir İslamcı olarak yetişip, İstanbul’a geldiğinde reformcu İslamcı şahsiyete dönüştü. İslam’ın emrettiği taleplerden yola çıkarak, bütün İslam âleminin her yönde gelişmekte olan Batı halklarıyla eşit haklara ve muhite sahip olması için kalemiyle savaştı. İstanbul’da yazdığı edebi eserler, şiirler, makaleler ile özelde Buhara halkına, genelde tüm İslam alemine seslendi. Okuyucularını eğitim, aile tutumu, İslam ve onun emirlerine uygun bir şekilde yenilenmeye çağırdı. Münazara eserinde medreselerdeki eğitim programını değiştirmeye davet ederken, Hind Seyyahı Kıssası’nda dini ulemanın mutaassıp bir bakış açısından vazgeçmesini talep etti.

İstanbul’da yazdığı eserlerinde Farsçayı kullanması, Türkçeyi yeterince bilmemesinden ya da  önemsemediğinden kaynaklanmamaktadır. O dönemde Buhara halkının Tacikçe (Buhara Farsçası) okuma alışkanlığı olmasını göz önünde tutarak, her türlü sınıfın yazılanları kolay anlamasını  istediğinden Farsça yazmayı tercih etti. Ayrıca Buhara’da asırlardır saray dili olarak kullanılan Farsçanın  bundan sonraki dönemlerde de etkisini sürdürebileceğini düşünerek Farsça yazmayı tercih etmiş olabilir. Bunun akabinde, Tacik edebiyatının temelini atan bir aydın olarak da tarihte girdi.

İstanbul’dan büyük hedeflerle dönen Fıtrat ve yol arkadaşları 1924 Özbekistan Sovyet Sosyal Devleti kurulana kadar bir çok konuda yenilikler yapabildi. Buhara Ceditçilerinin önderi olarak, büyük bir nufüsü tek gaye üzerinde toplayabildi. Buhara Halk Cumhuriyeti’nin kurucuları arasından yer aldı. Maarif, Dışişleri Naziri gibi önemli görevlerde bulundu. Buhara’ya döndüğünden sonra yazılan eserlerini Özbek Türkçesiyle yazdı, Çağatayca’nın önemini yükseltmeyi hedef alan Çağatay gurungu topluluğunu kurdu. Topluluk sayesinde, Türk dünyası edebiyatının büyük siymaları Ahmet Yassavi, Kaşgarlı Mahmut, Ali Şir Nevai gibi klasik ediplerin eserlerini tahlil etti, canlandırdı, yok olup gitmemesi için çaba gösterdi. Ama Sovyet yönetimi idarelerinde Fıtrat gibi milliyetçi kişilerin faaliyet yürütmesini istemedi. Önce görevlerden aldı, sonra da milliyetçi, Pantürkist, Panislamist olarak suçlayıp, sonunda Stalin’in Represyon siyasetiyle idam etti. 4 Ekim 1938’de diğer ceditçiler, aydınlar, bilim adamları, genel olarak söylersek, halkın hür fikirleri kişileri safında Abdurrauf Fıtrat da mezarsız, kefansız idam edildi. Böylelikle, zamanının büyük alimı, aydını, Türkistan’ın ilk profesörü tarih sahfalarında kaldı.

Ceditçileri ortadan kaldırmaya yönelik uygulanan politikayla kısa sürede tüm Sovyetler Birliği’ndeki tüm Müslüman toplumlarında özgürlük, hürriyet gibi gayeler yok edilmiş oldu.  Türkistan’ın geniş bir coğrafyaya sahip olması, Timurlular’dan bu yana hep kendi arasında mücadele eden hanlıktan kala sosyal bir ayrımın mevcudiyetinin koruması gibi sebeplerle tek bir güç olarak hareket edemeyen Ceditçilerin yok edilmesi kolay geçti. Ceditçiler önce önemli idari görevlerden alındılar. Sonra muhtelif şehirlerde çıkmakta olan basınları kapatıldı (ve ya desteklenmediğinden kapanmak zorunda kaldı). Ayrıca, sürgün ve hapis cezalarıyla sesleri sonduruldu ve en sonda idam edilerek hayatları durduruldu. Bununla yetinmeyip, yarım asır boyunca isimleri ve eserlerini hatırlamak bile yasaklandı. 1938 yılına kadar yazılan eserlerde Fitrat, Çolpan, Behbudi, Evlani gibi önderlerin ismi zikredilirken, aynı kitapların sonraki baskılarında bu isimlerin tamamı silinmiştir. Böylelikle, toplumun hafızasından Ceditçilik ve onun azaları uzak tutulmuştur.

 

Kaynakça

Özbekistan Milli Ansiklopedisi, 7.cilt, Taşkent, 2004.

ABDİRASHİDOV Zaynabiddin, Known and Unknown Fitrat: Early Convictions and Activities, Acta Slavica Japonica, Tomus 37, 2016

AKMAN Zekeriya, İslami Araştırmalar Dergisi, Cilt:20, Sayı:1, Kış, 2007.

Aktaran: KOMATSU Hisao, 20.Yüzyıl Başlarında Orta Asya’da Türkçülük ve Devrim Hareketleri, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993.

AVCI Yusuf, Fıtrat ve Eserleri, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları/1967, Ankara, 1997.

AYNİ Sadrettin, Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963.

BOLTABOYEV Hamidulla, Fitrat va jadidchilik, Toshkent, 2007.

ERŞAHİN Seyfettin, Dini Araştırmalar, Ocak-Nisan 1999, c.1

ERŞAHİN Seyfettin, Türkistan’da İslam ve Müslümanlar, İlahiyat Vakfı Yayınları, Ankara, 1999

FITRAT Abdurauf, Eserler, 5 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 2000, (Önsöz Hamidulla Boltaboyev’e ait)

FITRAT Abdurruaf, Buhara’da Cedidcilik Eğitim Reformu Münazara ve Hind Seyyahının Kıssası, (Hazırlayan: Seyfettin Erşahin) T.C.Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi, 266, Ankara, 2001.

GÜZ Nurettin, Osmanlı Basını, Selçuk İletişim Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 2000

KOMATSU Hisao, 20.Yüzyıl Başlarında Orta Asya’da Türkçülük ve Devrim Hareketleri, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993.

ORAL Fuat Süreyya, Türk Basın Tarihi 1728-1922 1831-1922: Osmanlı İmparatorluğu Dönemi, Oral Yayınları, Ankara,1970

İslamcı Dergiler Projesi:  http://katalog.idp.org.tr/yazilar/34488/buhara-veziri-nasrullah-bi-pervaneci-efendi-hazretlerine-acik-mektup

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.