ABDULLAH EVLANİ -Medeniyet Dalgaları- (Makale Tercümesi)

Herkes bilir ki, denizin dalgaları bir taraftan diğer tarafa taşınır. Bugün bir tarafta başlayan dalga, ertesi gün devam ederken önceki günden kalan çığlıklarını ve birkaç metre daha yukarı çıkabilmek için çırpınan heyecanını sessizliğe ve sakinliğe bırakır. İnsanoğlu arasında da buna benzer kültür dalgaları, kovalamaca ve sürtüşme hali vardır. Bir asır içerisinde ilerleme ve medeniyet dünyasında zirve yapan bir topluluk, ikinci asırda durgunluk dünyasına dönüp, vahşet aleminin en ağır noktasına ulaşır. Bunun sebebi, gayret ve çaba göstermenin azalması, ittifak, insaf ve adaletin kaybolması, halkın eğitimden ve maneviyattan uzaklaşması, yanlış işlere meyilin ve isteğin artmasıdır.

Bir millet geçim sıkıntısını çözmek için uğraşmazsa, manevi yönden asla gelişemez. Bir insan kendi geçimini sağlamak için yeterli miktarda zenginliğe sahip değilse ve bunun için çaba göstermiyorsa o insan maddi ve manevi işleri yapmaktan aciz kalır . Aynı şekilde aç ve açıkta, kendi yemeğini bulamayan halka maneviyat, kültür ve ilimden ders vermek doğru olmayacaktır çünkü yoksul halkın gece gündüz aklı fikri ekmek bulmak ve çoluk çocuğunun karnını doyurmaktır. Tuhaf olan şu ki, ülkemizin toprakları bereketli olmasına rağmen, yerli halk aç ve açıkta, baykuş gibi virane yerlerde ömrünü geçirmektedir. Bırakın kasaba ve köylerde yaşayan halkımızı, şehirdeki medeni insanlara bakacak olursak, kültür dalgaları bizleri gemilerimiz ile nereye götürdüğü apaçık ortadadır. Halkımızın %4’ünün zengin, %2’sinin bilim adamı, %3’ünün iş adamı ve %5’inin çiftçi olduğunu var sayarsak, kalan %86’sı kömürcülük, demircilik, terzliki, fenercilik ve bekçilik gibi en düşük hizmetlerde çalışıyor, günlük nafakalarını zor çıkarıyorlar. Bunların arasında ayda yılda bir kere bile et, tereyağı görmeden yaşayanları, bütün yılı tek bir kıyafetle geçirenleri ve kültürün ne olduğunu anlamayanı çoktur. Bu insanlara kültür konularını anlatmak, yerde durup yıldızlara el uzatmakla aynıdır. Bu gelişim zamanı ve kültür asrı bizi nereye götürecek bilmem? Örnek olarak eski şehrimizin Müslüman kesimine bakan bir kişi her mahallede evlerin yüzde 90’ının yıkılmış, çatlamış, yerle bir olmuş ve buhran dünyasına yüz tutmuş halde görür. Sanki bu evlerin duvarları, çatıları sessizce cahillikle, eğitimsizlikle “düğün” derdiyle binlerce paraları boşa israf ettiler, düğünlerde bizi virane ve ıssız yaptı, diyorlar. Şimdi yoksul ve zor şartlarda yaşayan, çocuklarını ancak alın teri ile doyuran, “düğün” yerine kutsal ‘Vatan’ ını satmaktan utanmayan, ‘şimdi huzurdayım’ diye istikbalini ve çocuklarının mutluluğunu düşünmeyen bir topluluktan nasıl gelişim, medeniyet ve maneviyat beklenir? Aç ve açıkta olan, felaket içinde, çalışma sorunları arasında kalmış bir topluluğa ‘kültürlü olun, okul inşa edin, okuyun ve gelişim gösterin’ gibi sözlerin faydası olmadığı apaçık ortada. Bu yoksulluğun korkunç dalgaları arasında ezilmiş halkımızı düğün yarasından kurtarmaya çalışmak ve imkanları çoğaltmak lazım. Bunun için hiçbir doktora ihtiyaç duymaksızın, belki biraz etrafa bakmak, cüzdanın ağzını sıkı tutmak, ekonomiye göre hareket etmek, israftan kaçınmak gerekmektedir. Acaba bu israf dalgaları bizi nereye götürür ? ‘Dert üstüne dert’ dedikleri gibi, günden güne hurafeler artmakta.Ülkemizin önde gelen bilim adamları ve iş adamları zikir ve tespihi övmek yerine ‘düğün üstüne düğün olsun’ lafını sürekli tekrar etmektedir. Varlıklı ve servet sahibi insanlarımız düğün için sıkışarak, bir birinin varına yoğuna bakmadan, yoksul ve fakirlerin evlerini, bahçelerini, elbiselerini satarak düğün için harcamaktadırlar. Bir taraftan kültür dalgaları afallamakta, diğer taraftan yoksulluk ve fakirlik artmakta, yani inançsızlık artmakta. Bundan beş altı yıl önce en zengin insanlarımız düğünde üç günden fazla yemek, yirmi otuzdan fazla kıyafet dağıtmazdı. Şimdi ise bu artarak altı yedi gün yemek, yüzlerce kıyafet dağıtma noktasına gelmiştir. Eskiden bir buçuk iki somluk kıyafet verdikleri kişilere şimdi 20-25 somluk yaldızlı kadife vermektedirler. Bu durumda biz hurafe ve israf açısından gelişim göstermekteyiz. Bizim bu israf ve hurafelerimiz ne zaman biter bilmiyorum ?!

Herkes aşağıdan yukarıya doğru tarikat yolunu tutarken
Ben yukarıdan aşağıya doğru tarikat yolunu seçtim .
***
II
Değerli okurlara örnek olarak kültürün kaynağı ve çıktığı yer olan Asya kıtasının Arap Yarımadası’nı anlatacağım. 6.yüzyılda İslam dini ile birlikte kültür denizleri hareketlendi ve bu kıtada yaşayan Araplar gittikleri ülke ve kıtalara medeniyetin sularını da götürdü. Aradan bir asır geçer geçmez kültür dalgaları Asya’dan Avrupa’ya yayıldı. Avrupalılar yirminci yüzyıla kadar kültür dalgaları arasında yaşadılar ve çalışkan Avrupalılar kültür dalgalarından korkmadılar, kaçmadılar, uğraş verdiler,araç ve makineler geliştirdiler ve bu kültür dalgalarını kendilerine esir ettiler, 15.asırda kültür sularını Amerika kıtasına götürdüler. Amerika’nın yerli halkı tabiri caizse, ‘kapısının önünde akan suyun kıymetini bilmedi’ medeniyeti benimsemedi, kabul etmedi. Büyüklerinden kalan adetlerini bırakmadılar, mahrem yerlerini yapraklar ile örttüler, kafalarına tavus tüyü taktılar, çıplak şekilde gah ağaçların üstünde, gah mağaralarda davul zurna çalarak yaşadılar, medeniyet onları kovaladı ancak onlar kaçtı. Nereye gitseler medeniyet de peşlerinden gitti, kaçıp kurtulamadılar, sonunda medeniyet kazanarak, onları bunalım dünyasına sürükledi.
Bundan sonra, medeniyetin suları Rusya hükümeti ile birlikte Orta Asya’ya, Türkistan’a geldi. Yarım asırdır medeniyet peşimizde, bizi kovalıyor. Biz göçebe halindeyiz, sürekli geçim sıkıntısı var, saldırı yapıyor, önümüzde eğitimsizlik ve cehalet canımızı sıkıyor, sonumuzun müsriflik, yoksulluk ve inançsızlık olması yolumuza engel olmakta. Üşengeçlik, tembellik ve işsizlik bizi boğmak üzere. Garip! Biz hala bu eski düşünce yapısından kaçıp kurtulmak istemiyoruz. Biraz düşünmek lazım, bu bakış açısından kaçıp kurtulmak mümkün mü değil mi? Bizim düşüncemize göre kaçmak imkansız, kurtulmanın tek yolu var, medeniyeti kabul etmek ve benimsemektir. Fakat medeniyetin gerçeklerini bilmek ve hakiki medeniyete giriş yapmak gerekir. Bazı gençlerimizin dışı hoş, içi boştur, kafalarına Avrupa şapkasını takıp, ağızlarını ballandırarak‘Medeniyet’, ‘Medeniyet’ diye dolaşıyorlar, az buz Müslümanlığı bilmek, yarım yamalak Rusça konuşarak gülünç duruma düşmek medeniyet olarak adlandırılamaz, palyaço kıyafetidir.
Eğer doğanın düzenini nefsimizin eline verirsek, o bizi nereye götürmesin? Güzel ve ince belli kızlarla dolaşmayı, restoran ve kumarhanelere gidip, kumar oynamak ve içki içerek sabahlar etmeyi, sinirlendiği zaman edep dışı, medeniyete yakışmayan sözler sarf etmeyi, hatta kavga etmeyi, haksızlık yapmayı isteyecektir. Ama medeniyetin kanununda böyle yanlış işlere yer yoktur. Medeniyeti benimsemek ve medeni olmak için bu özelliklere dikkat etmek ve uzak durmak gerekir. Gerçek medeniyet ilmi, ailevi ve ahlaki olmak üzere 3 kısma ayrılır. Eğer bu milletin gençleri bu özellikleri benimseyecek olursa, bu zamanda ‘biz medeniyeti kabul ettik, medeni olduk’ dersek, övünsek gülünç duruma düşmeyiz.
Gençlerimizden kültüre yakışır şekilde okuyup, dini ve medeni kişiler, eğitim için yeterli bilim adamları, yazarlar yetişse, okul ve medreselerde düzen ve disiplin olsa, ziraat, sanayi ve ticaret işleri için bilgili kişiler yetişse, zamana uygun iş yürütülse, düzenli ‘Darül Yetim’ (yetimhaneler), ‘Darül Acizin’ (düşkün evleri), kütüphane ve okuma evleri açılsa, şirketler inşa edilse, yukarıda dediğimiz gibi, halkımız insanları arasında zamana layık, ilim ve fenden anlayan bilim adamı sayısı artarsa, aç ve açıkta olan insanlarımızın geçim sıkıntısına çözüm üretmek için harekete geçilse, eğitim verilse, ahlak ve edep öğretilse, şimdi eskiler arasından sıyrılmış, gerçek medeniyet bahçesine dönüşmüş hem de kültür dalgalarından kurtulup, sahile sağ salim çıkmış olurduk. Sahile sağ salim çıkmamıza zaman izin verir mi, vermez mi bilmiyoruz.
İlim ile alem uyandı, biz hala cahil,
Kaynayan gaflet başımıza düşse biz hala habersiz,
Açmayın alamet gözünü biz hala uykuya meyilli,
İlim hikmetlerine biz olamadık hala itaatkar
Şiirini söylemekten başka çaremiz yok.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*